Cumartesi, Mart 12, 2011

Viktor 3 Mart 2011 de 40 yaşında öldü. 5 Mart'ta cemre ile birlikte toprağa verildi Bodrum-Bitez'de. Bugün 12 Mart, Küçükkuyu'da, Çamtepe'de anılıyor sevenleri, buğdaycı, tohumcu dostlarınca. Herkes orada değil elbet, kendi köşesinde onu anan yüzlerce dostundan biri sayıyorum kendimi. Iznikte zerenkadelerle her bahar onu anacağım. Kar eriyor bugün, nergisler, zerenkadeler başlarını kaldırıyor.

40 yaşında biri neden ölür? Hastalık desen değil, bir çeşit kaza. Bilmiyoruz nedenini, annesini ziyarete gitmişti dendi, belki de vedaya gitti. Çok yoğun yaşadığı, uykusundan kısıp çalıştığı söylenir. Ben o denli yakından tanımadım Viktor'u, uzun boylu sohbetlerimiz de azdır. 2000'de Bodrum'da tanıştım Viktor ve Oya ile, Buğday serüveninin izleyicisi oldum yıllardır. Yanda 9 Haziran 2000 de Bodrum pazarında açtıkları Buğday tezgahı başında Tijen'le birlikte.
Viktor'un sadelik ve özgünlüğüne, yaşamını kendi bildiğince düzenlemesine ve tohuma, tohumun gücüne inancına her zaman sevgi ve saygı duydum. Fikirlerini sade örneklerle açıklaması, yaşadığı gibi düşünmesi, düşündüğü gibi yaşaması, yazarak paylaşması, üretmenin keyfini çıkartması yüzlerce genç buğdaycı yarattı. Ekolojik pazarların Istanbul'da yaygınlaştırılmasında da Viktor'un ve buğday gönüllülerinin, üreticisinin emeği büyüktür. Anadolu'da çok gezdi Viktor, her yerde bir güzellik gördü, Bafra'da üretilen zembiller son projelerinden biriydi. Bu proje beni de çok heyecanlandırmıştı, birlikte gidip yerinde görecektik, bu güzelim zembilleri yaşatıp yaygınlaştırmaya çalışacaktık. Planladığımızı yapamadık bu hafta, ama söz Viktor gideceğim, Bafralı kadınların emekleri en güzel biçimiyle pazarlara ulaşacak. Bu sayfalarda da anlatıp paylaşacağım, her kim okuyorsa onunla.
Viktor özgün ve yerli bir tohumdu. Hani o koruyup çoğaltmaya çalıştıklarımız gibi. Tezgahta göze batmayan, ama lezzetli, sulu, verimli, az suyla, az gıdayla yetinen. Soframızı, bahçemizi şenlendiren bitkiler gibi o da gönlünce yaşadı, üretti, sevdi, sevildi, tüm dostlarının, yakınlarının başı sağolsun, tohumu bol olsun. Bu bahar ve her bahar tohumlarımızı takas ettikçe, toprağa verdikçe, aşıladıkça, çoğalttıkça, ürettikçe ve keyifli sofralarda paylaştıkça o da bizimle gülecektir.

Pazartesi, Şubat 14, 2011



Muğla'nın Miras Meyveleri Yaygınlaşıyor
Geçtiğimiz yıl Muğla Meyve Mirası araştırmaları büyük oranda tamamlandı. Bodrum'da yaşamını sürdüren ve alan çalışmasının büyük bölümünü gerçekleştiren Esin Işın veri tabanımızda kimi eksiklerin var olduğunu bildirse de, şimdiki çabamız yeni çeşitleri araştırmaktan çok saptananların çoğaltılması. Bu iş iki koldan sürüyor. Birinci kol, iki yıl önce Sayın Orhun Güven'in Bodrum'dan aldığı çelikleri Ünye'de çoğaltması ve grubumuzdan Neş'e Bilgin'in çabasıyla Ocak ayında Istanbul'da Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'ne dikilmesi ile kısmen tamamlandı. Ex-situ koruma olarak adlandırılan bu aşama, özellikle bahçeyi ziyaret eden öğrencilere 'miras meyveler' kavramını tanıtmak için önemli. 14 çeşit Muğla armutu, 2 elma ve bir erik NGBB'de toprağa kavuştu. Bu koleksiyon bahçesinde yeralan çeşitler: Orak armutu, karagöt armutu, şeker armut, bardak armut, ekşi armut, kodukovan armut, kızılca armut, yanıkızıl armut, kızıl armut, kumru armut, hırsızalmaz armut, yeşil armut, çıngıl armut, ceviz armutu, hamıtatlı elma, bodur elma ve domuz eriği. Dört cins üzüm ve üç cins incir ise henüz Ünye'de. Çalışmaya emeği geçen herkese ve Nezahat Gökyiğit Bahçe yönetimine, çalışanlarına sonsuz teşekkürler.
Yerinde koruma çalışmaları da Bodrum Park ve Bahçeler Müdürlüğü'nün desteğiyle sürmekte. Burada yetiştirilen fidanlardan 40 tanesi de Şubat ayı başında Bahçeler Müdürlüğü'nün katkıları ve Esin Işın'ın çabasıyla Gümüşlük Akademisi'nin bahçesine dikildi. Damlama sulama çalışmaları da yakında tamamlanacak.

Çarşamba, Şubat 09, 2011


SEFERİHİSAR TOHUM TAKAS ŞENLİĞİ
5 Şubat 2011

'Sakin Şehir' Seferihisar'da 5 Şubat Cumartesi günü çok anlamlı bir toplantı, şenlik gerçekleştirildi. Yerli tohumların satışının Tohum Yasası ile yasaklanmasına karşı çıkan yerel sivil insiyatifler (örneğin Karaot Tohum Derneği, Slowfood yerel örgütleri) ve Seferihisar, Urla, Karaburun, Mordoğan belediyeleri, üreticiler arası bir tohum takasına öncülük etti. Geçen Eylül ayında Torbalı'da gerçekleştirilen ilk takastan sonra Seferihisar'da yapılan ikinci takas daha da geniş katılımla, coşkuyla kutlandı. Türkiye'nin pek çok yerinden üreticiler korudukları yerel tohumları çoğaltmak, yaygınlaştırmak için Seferihisara getirdiler. Yerel tohumlar sadece lezzet yönünden diğer hibrit tohumlara üstünlük sağlamakla kalmıyor, hastalıklara daha dayanıklı ve daha az su, gübre ve ilaçla tarıma olanak veriyorlar. Biz de İznik'ten ziraat mühendisi Sibel Açık ile Aydınlar Köyü'nden yerel tohumlarla üretim yapan Hamdi Erdoğan'dan aldığımız yerli ve pembe domates, sivri ve dolmalık biber, bamya, yine iznik'te yetiştirilen salçalık kırmızı biber, lif kabağı, balkabağı, fesleğen ve kadife çiçeği; Kars'tan iki üreticiden aldığımız keten ve kara turp ile Datça'dan Meyve Mirası Projesi üyesi Elisabeth Tüzün'ün getirdiği 3 çeşit bademi şenliğe gelenlerle paylaştık. Seferihisar Belediyesi çok başarılı bir panel ve düzenlemeyle organizasyonun sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesini sağlamıştı. Geçen yıl Peliti organizasyonunda yaşanan kaos burada olmadı. Herkes saygılı, sabırlı ve istediği tohumları alabildiği için sevinçliydi. Biz de Emanetçiler'den takas ettiğimiz bezelye ve araka ile diğer üreticilerden aldığımız börülce, acur, karpuz ve kavun gibi yerel çeşitlerle çok mutlu olduk. Bu şenliklerin gerçekleştirilmesinde pek çok kişinin emeği olduğu hiç kuşkusuz, ancak Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya'nın emeği de yadsınamaz. Kendisine, Seferihisar Belediyesi'ne ve tüm emeği geçenlere en içten teşekkürler.
NOT: Yukarıdaki fotoğrafı için Ziraat Mühendisi Arca Atay'a teşekkürler.

Cuma, Ocak 21, 2011


Iznik Etnobotanik Uygulama Atölyesine Hazırlık
2010 yazında başladığımız eski ahırın onarım çalışmaları hala sürüyor. Yazın çatı tümüyle yenilenip, iç ve dış sıvalar tamamlanmış, öndeki pencereler büyütülmüştü. Sonbaharda pencerelere koruyucu sürüldü, arka pencere demirleri boyandı ve iç mekana kireç badana yapıldı. Yerlerin şapı tamamlandı. Banyo ve tuvalet bağlantı boruları yerleştirildi. Kış hafif geçince dış mekanın astar ve boyasını da bitirebildik. Geçen hafta ahşap kapılar da yerine takıldı. Bu mekanda sadece atölye çalışmaları yapmakla kalmayacağız. Sepet ve hasırlar için bir sergi mekanı ile sepet kursları düzenlemeye de niyetleniyoruz. Yaparak öğrenmenin yaşı yok.

Çarşamba, Aralık 15, 2010

27-28 Kasım 2010
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde 3. Etnobotanik Atölyesi

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde Etnobotanik atölyelerinin 3. sünü gerçekleştirdik. Bu kez 20 kişi katıldı. Öğrenciler yine ağırlıktaydı ve özellikle Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi'nden sekiz katılımcı vardı. Ancak mimar, avukat, peyzaj mimarı ve ziraatçilerin de katılması beni çok sevindirdi. Yeşil Adımlar Derneği'nden Gülru Hotinli, biyolojik çeşitlilikle ilgili yasalar, yönetmelikler konusunda bir sunum yaptı. Herbaryum tekniklerinde NGBB herbaryum çalışanı Burçin Çıngay uygulamalı bir sunum hazırlamıştı. Mehtap Öztekin de Call for papers for a peer-reviewed Special Issue of the NGBB de yenilebilir bitkiler koleksiyonunu nasıl oluşturduklarını anlattı. Tuna Ekim hocamız da hem 'Türkiye'de son 30 yılda botanik bilimindeki gelişmeler' konulu bir sunum yaptı, hem de katılımcılara belgelerini tek tek verdi. Tüm katılımcılar da kendi yörelerinde kültürel önemi olan bir bitkiyi tanıtarak eğitim sürecine katkı sağladılar. Etnobotanik bunun neresinde? uygulaması böylece gerçekleşti. Havanın açık olmasından yararlanarak botanik bahçesinin tıbbi bitkiler koleksiyonunu gezerek kendi kullandığımız bitkilere ilişkin kısa bir alan çalışması gerçekleştirdik, bunun nasıl sayısal bir veriye dönüştürülebileceğini gördük. İki günde etnobotanik gibi çok kapsamlı bir konuda tüm alanları kapsayamasak da genel hatlarıyla etnobotaniğin ne olup ne olmadığını, Türkiye'de bu alanda yapılan çalışmaları, eksiklerimizi, yayınları, alan tekniklerini tartıştık. Katılan ve katkı sunan herkese en içten teşekkürlerimle.

Çarşamba, Ekim 06, 2010

14-20 Eylül 2010 Kars -Etnoekoloji Kursu
Kuzey Doğa Derneği öncülüğünde Dr. Gary Martin, Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu ve Dr. Füsun Ertuğ tarafından Kars'ta düzenlenen etnoekolojik metodlar kursuna Türkiye'den 10, Tacikistan'dan 4 ve Kırgızistan'dan 5 'öğrenci' katıldı. Gerçekte katılımcıların çoğu alan deneyimi olan, kendilerini daha da geliştirmek isteyen bilim insanlarıydı. Bu kurs, alışılageldiği gibi zamana karşı yarışan kurslardan olmadı. Gary'nin 'slow' felsefesiyle uyumlu esnek bir program içeriğiyle, paylaşımcı, keyifli ve öğretici bir hafta geçirdik.

Anadolu Kültür Vakfı, Christensen Fund, Kafkas Üniversitesi ve Kars Belediyesi'nin katkılarıyla Namık Kemal Kültür Evi'nde gerçekleştirilen ve bir hafta süren kursta etnobotanik ağırlıklı yöntemler tartışıldı, uygulama çalışmaları yapıldı, gerçekleştirilmiş olan projeler sunuldu ve tartışıldı. Kurs süresince ders araları, katılımcıların kendi yörelerinden getirdikleri bitkisel gıdalar ve bitki çaylarına eşlik eden sohbetlerle zenginleşti.

Son gün Namık Kemal Evi'nde gerçekleştirilen sergide paylaşılan gıdalar, resimler, el sanatları ürünleri sergilendi, sonra da hepsi paylaşıldı. Çevre gezilerinde Selim ilçesinde bir baharatçı- şifacı ile sohbet, Sarıkamışlı arıcılarla ilgili gözlem yapıldı ve Kuyucuk köyünde kabılca tarımına ilişkin bilgiler derlendi. Bir haftalık kursta herkes yeni dostluklar geliştirdi, bilgilerini yeniledi, tazeledi. Kursun tüm katılımcılarına yeni projelerinde motivasyon sağlaması, daha sistematik, çok disiplinli çalışmalara öncü olması en büyük dileğim.
Cagan Sekercioglunun paylastıgı fotografları görmek isterseniz: http://picasaweb.google.com/cagan1/2010KarsKuzeyDogaEthnobotanyCourseGaryMartinFusunErtug?authkey=Gv1sRgCPaxiqGz__n2FA#

Pazartesi, Haziran 07, 2010

5. Avrupa Tohum Toplantısı
25-27 Mart 2010 tarihleri arasında Avrupa tohum ağının 160 temsilcisi
Avusturya, Graz'da 5. Avrupa Tohum Toplantısı "Çeşitliliği
Özgürleştirelim!" diyerek toplandı. Toplantıda yirmiden fazla ülkeden
bitki çeşitliliğinin korunması, kullanımı ve dağıtılması üzerine
çalışan grup, sivil toplum örgütü, bahçıvan, ıslahçı, erkek ve kadın
çiftçi bir araya geldi.
Deklarasyonu yayan İmece evine ve yazıyı paylaşan Prof. Dr. Neşet Arslan 'a teşekkürler.

Graz Deklarasyonu: Çeşitlilik için Özgürlük

Her insan açlık çekmeden ve uygun şekilde beslenerek yaşama hakkına
sahiptir. Bu insan hakkı, verimli kaynaklara, özellikle tohuma erişme
hakkını kapsar.
Uzun dönemde, Gıda Egemenliği sadece yerele adapte edilmiş türler ve
kolektif bakıma dayanan ve bu çeşitliliği geliştiren kültürel bakımdan
zengin, ekolojik gıda üretimiyle sağlanacaktır.
Binlerce yıldır, dünyanın her yerinden insanlar, hayvan ve bitkisel
ürün çeşitliliği yaratmakta. Bu biyokültürel çeşitlilik gezegenimizde
karşılıklılığa dayanan bir süreç olarak insan ve doğa arasında, birçok
yerelde, göçebe çobanların hayvanlarını otlatmasıyla ve uzun bir
süreçte ortaya çıktı. Dünyadaki tüm insanların ve toplulukların temel
ihtiyacı olan ekmeğimiz ve gıda egemenliği için biyokültürel
çeşitlilik temeldir. İnsanın gıdaya erişim hakkı açısından temel
noktadır ve herkese ait olarak, kamu yararına kalmalıdır.
Biz çiftçilerin kendi hasatlarından tohum sağlama, çoğaltma ve dağıtma
haklarını savunuyoruz.
Çiftçi Hakları [¹] hakettiği saygıyı görmemektedir ve Avrupa tohum
mevzuatındaki yeni revizyonlar nedeniyle bu saygı daha da azaltılma
riskiyle ciddi bir şekilde karşı karşıya kalmıştır.
Uluslararası ticari tohum pazarının %67'sini halihazırda kontrol eden
on şirket, karlarını artırmak ve endüstriyel çeşitlerini dünyaya zorla
kabul ettirmek için kendi fikri mülkiyet haklarının genişletilmesini
talep etmekte. Yeniden ekilebilen çeşitler sistematik olarak pazardan
dışlanımakta. Ancak, gelecekte dünyayı en iyi şekilde besleyebilecek
türler bu şirketlerin ürünleri değil. Yerel düzeyde adapte edilmiş
türleri de kapsayan zengin çeşitliliğe sahip küçük çiftçilik
uygulamalarına ihtiyacımız var.[²]
Hatırlatırız ki; dünyadaki kadın ve erkek çiftçilerin dörtte üçü kendi
tohumlarını üretir, takas eder ve satar.
Buna rağmen Avrupa kanunları hala bu ata yadigarı ve bölgesel
çeşitleri, kontrol edilebilecek düzeyde küçük bir konuma çekmeye
çalışıyor.
Hayvan ve bitkilerdeki patentlerin, özellikleri ve genlerinin yanında,
bitki ve hayvan türlerinin ıslah yöntemlerinin patentlenmesinin
istisnasız yasaklanmasını ve şirketlerin biyoçeşitliliği kontrol
etmesinin engellenmesini talep ediyoruz. Dünya gıda üretimini sağlayan
kuruluşların sürekli yağmalanması durdurulmalı.
Avrupa gıda, ticaret ve tarım politikalarında köklü bir değişimin
yanısıra çiftçi haklarının Birleşmiş Milletler Uluslararası Tohum
Antlaşması'nda belirtildiği gibi uygulanmasıyla gerçek anlamda bir
değişim mümkün olacaktır.

Taleplerimiz:
* Kendi hasadımızdan tohum çıkarma, yeniden ekme, dağıtma ve satma
hakkı
* Yeniden ekilebilen (üretilebilen) çeşitleri muhafaza eden ve
yetiştirenleri destekleyerek tüm bölgelerde çeşitliliğin
geliştirilmesi
* Tarımda genetik değişim teknolojilerinin yasaklanması
* Hayvan ve bitkilerdeki patentlerin, özellikleri ve genlerinin
yanında bitki ve hayvan türlerinin ıslah yöntemlerinin
patentlenmesinin istisnasız yasaklanması
* Enerji yoğun endüstriyel üretim ve monokültür yerine biyoçeşitliliği
ve ekolojik üretimi destekleyen yeni bir tarımsal politika

Bu talepler Üye Devletler ve Avrupalı Kurumlara yöneltilmiştir.
5. Avrupa Tohum Ağı Toplantısı katılımcıları, Graz, Mart 2010
"Çiftçi Hakları" olarak belirtilen tanım içerisine bahçıvanları ve
bir şekilde toprağı ekip biçen herkesi dahil ediyoruz.
² IAASTD (Kalkınma için Tarımın, Bilimin ve Teknolojinin Uluslararası
Değerlendirmesi) raporunun sonucu
29-30 Mayıs 2010 Etnobotanik Kursu
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde gerçekleştirilen kursa 9'u kayıtlı 14 izleyici katıldı. Geçen kursun aksine sıcak ve güneşli iki günün büyük bölümünü kütüphanede sunumları izleyerek geçiren katılımcılar NGBB'yi gezerek bir soluk aldı. Hafta sonunu bu kursta geçirmeye değip değmediğini katılanlara sorun. Ben özellikle sunumlarıyla programa büyük katkı sağlayan Dr. Rıdvan Polat'a, Dr. Ayşe Mine Özkan & Gülru Hotinli'ye ve Dr. Ernaz Altundağ'a teşekkür ediyorum. Datça'dan incir döllemesinde yararlanılan Bova- Gova uygulamasını getiren Elisabeth Tüzün'e de çok teşekkürler. Bu uygulama bize doğadan yararlanmanın bilmediğimiz daha pek çok yönü olduğunu anımsatması açısından da önemliydi. Katılan kimi öğrenciler yüksek lisans ya da doktora aşamasında, alan çalışmasına başlamak üzereydi, hepsine alanda başarılar diliyorum. Umarım bir sonraki kursta onlar da alan çalışma deneyimleriyle kursa katkı sağlarlar. Program ise aşağıda...

ETNOBOTANİK ATELYESİ 2010

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi (NGBB), Kütüphane Binası

Dr. Füsun Ertuğ

Program:

29 Mayıs 2010 Cumartesi

10:00-11:00 Sunum 1: Bir kültür değeri olarak etnobotanik. Etnobotanik nedir?

11:15-12:30 Katılımcıların kendilerini tanıtımı, nerede, nasıl, ne amaçla etnobotanik araştırması yapmak istediklerini anlatmaları. Daha önce bu alanda araştırma yapanların nerede, ne süre çalıştıklarını, nerede yayınlayabildiklerini, kısaca karşılaştıkları sorunları aktarmaları.

12:30-13:30 Öğle yemeği (NG Botanik Bahçesinde kısa bir tur)

13:30-15:00 Sunum 2: Alan Araştırma Tekniklerine genel bir bakış.

15:00-15:30 çay molası

15:3016:00 Dr. Rıdvan Polat- ‘Havran ve Burhaniye’de Etnobotanik Çalışmalar’ konulu sunum.

16:30-17:30 Sorular, düşünce ve öneriler.

30 Mayıs 2010 Pazar

9:30-10:30 Sunum 3: Türkiye’de etnobotanik ve Kızılkaya-Aksaray, Bodrum-Muğla ve Buldan-Denizli etnobotanik araştırmaları. Yöntemler, bulgular, saydam gösterisi.

10:30- 11:30 Botanikçi olmayanlar için bitki presleme teknikleri, NGBB Herbaryumunu ziyaret. Herbaryum sorumlusu Salih Kanoğlu sunumu.

11:30-11:45 Çay molası

11:45- 12:30 Buldan’da Bitkiler ve Yaşam konulu eğitim filmi.

12:30-13:30 Öğle yemeği (Türkiye’de ve dünyada Etnobotanik konulu yayınlardan seçmeler- Kütüphanede sergi)

13:30-14:00 Doç. Dr. Ayşe Mine Özkan& Gülru Hotinli: ‘Küre Dağları’nda Kadim Bilgi’nin Peşinde’ konulu ortak sunum.

14:00- 15:00: Sunum 4: Bir etnobotanik yayında olması gereken unsurlar. Toplanan verileri değerlendirme konusunda deneyimler, yaklaşımlar.

15:00-15.30 Çay molası

15.30-16:00 Yard. Doç.Dr. Ernaz Altundağ: ‘Iğdır'da Bitkilerle Yaşama

Genel Bir Bakış’ konulu sunum.

16:00 -18:00 Uygulama*-Tartışma-Değerlendirme.

*Uygulama: Katılımcılarin her biri kendi yörelerinden getirecekleri bir bitki, bir yemek, bir içecek ya da bitkilere ilişkin bir tarifi resimle, yazıyla, filmle ya da diledikleri şekilde 5-10 dakikayi geçmeyecek bir şekilde sunacaklar.

Çarşamba, Nisan 21, 2010












DIGITAL ATLAS OF ECONOMIC PLANTS YAYIMLANDI

Yaklaşık 4000 ekonomik bitki türüne ilişkin 10,000 i aşkın çok kaliteli fotoğraf içeren bitki atlası Hollanda Rijks Üniversitesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü desteğiyle basıldı. R.T.J. Cappers, R. Neef ve R.M. Bekker tarafından hazırlanan Ekonomik Bitkiler Atlası Ocak 2010'da yayımlandı. 2000 sayfayı aşkın üç cildin giriş ve sözlük bölümleri ile web sitesi İngilizce, Almanca ve Hollandaca. Indekste Latince bilimsel adlarının yanı sıra, İngilizce, Almanca, Hollandaca, Fransızca, İspanyolca, Arapça, Türkçe, Pinyin (Çince), Hintçe, Sanskrit ve Malayalam dillerinde bitki adları da eklenmiş. Türkçe bitki indeksi, Rene Cappers'in önerisiyle tarafımdan hazırlandı, bitkilerin yaygın adlarından üçü seçilerek birbirine göndermeli olarak verildi. Listeyi yayından önce dikkatle gözden geçiren Tuna Ekim hocama tekrar teşekkür ederim.

http://www.plantatlas.eu/ea.php

Asya'nın ılıman iklim kuşağı 1568 taxa (48%), Avrupa (1016 taxa, 31%), Afrika (959 taxa, 29%), tropik Asya (789 taxa, 24%), Kuzey Amerika ( 644 taxa, 20%), Güney Amerika (529 taxa, 16%), Avustralya-Asya (318 taxa, 10%) ve Pasifik (66 taxa, 2%) ile temsil edilmekte. Seçimler J.H. Wiersema & B. León (1999) World Economic Plants, A Standard Reference'a göre yapıldı. Çok değişik uzmanlıklara hitab eden yayının özellikle taksonomi, ekoloji, farmakoloji, tohum testi, etnobotanik, arkeobotanik, tarım ve bahçecilik, biyoteknoloji, gıda, ticaret, CITES uygulamaları, bitki koruma, yayılmacı bitkiler, biyo çeşitlilik konularıyla ilişkili çalışanlara yolgösterici olması hedeflenmiş. Daha fazla bilgi web sitesinden öğrenilebilir. Fiyatı: € 325.-

Pazar, Nisan 18, 2010

PELİTİ GRUBU TOHUM TAKASI FESTİVALİ
10 Nisan 2010 Paranesti- Yunanistan

9 Nisan Cuma sabahı Tohum Ağı grubundan Tracy Lord Şen, Berin Ertürk, Tamay Açıkel ve Alev Çağlar ile Esenlerde buluştuk. Metro Seyahat'in Crazy Holidays Otobüsüyle İskeçe'ye (Xanti) hareket ettik. Akşamüstü İskeçeden trenle Paranesti'ye gittik. İstasyonda bizi karşıladılar ve kalacağımız köye götürdüler. Gerçekte köyde değil, çevre eğitimi çalışmaları için ayrılmış bir misafirhanede konuk edildik. Bahce icinde tek katlı yirmi kadar ev ve bir idare binasından oluşan bir merkezdi burası. İdare binasında yüze yakin kişi toplanmıştı, kimi akşam yemeğini yerken kimi yan salonda tohumları torbalıyordu. Biz de birseyler yedik ve getirdiğimiz tohumları, diğer gönüllülerle zarflara yerleştirdik. Tohumların kimlik bilgileri, adı, geldiği yer ve ne tohumu olduğu, varsa Latincesi Yunanca olarak printerde altı yapışkanlı etiketlere basıldı ve zarfları bunlarla kapattık. Bu işte herkes elbirliği ediyor ve tohumlar birer kaşıkla zarflara konurken tohum konulu sohbetler oluyordu. Çoğu tohumlar zaten ertesi gün için çoktan zarflanmış, kasalara yerleştirilmişti. Bizim getirdiklerimiz de bir kasaya kondu. Orada toplananlar arasında 1960larda İstanbuldan göçmüş Rumlar da, ataları 1922 de Anadoludan mübadeleyle gidenler de vardı. Sohbetler tohum takasıyla mühürlendi. Bu tohumlar kimin? sorusu cevap vermesi zor bir soruydu.

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra yürüyerek yakındaki festival alanına gittik. Henüz üzerinde bir ev ya da bahçe olmayan, etrafı çitle çevrili genişçe alanda standlar kurulmuş, kazanlar altına ateşler yakılmış, iskemleler dizilmişti. Peliti grubu 9 yildir bir manastır bahçesinde sürdürdüğü yerel tohum takası şenliğini 10. yılında kendi arazisind yapıyordu. Gittigimizde henüz az kişi vardı, Zoe bize çevreyi gezdirdi. İlk iş geldiğimiz yerleri haritada raptiyeledik ve bir iplikle Paranestiye bağladık. Gönüllüler bir düzen içinde kendilerine verilen işleri paylaşmıştı. Kasalar içinde tohumlar, fideler standlara yerleştirilmiş, altlarına geldikleri yer adlari yazılmıştı. Bize de kasamızın durduğu masayı gösterdiler. Bu alan kordonlarla çevrelenmişti ve takasın başlayacağı saat 2 ye dek sadece görevliler girdi. 11'e doğru aileler çoluk, çocuk gelmeye başladı, gelenlerin çoğu da ellerinde asma çubukları, kasalar içinde fideler, torbalarla tohumlarını beraberlerinde getirmekteydi. Çocuklar kendileri için ayrılmış tenteli alanda masalara konulmuş suluboyalar ve kuruboya kalemleriyle kağıtlara resimler yapıyor, girişe yerleştirilmiş at ve eşekleri seviyordu. Pek çok kişi köpekleriyle, çocuklarıyla gelmişti. Alanda siyah cübbeleriyle rahibeler ve rahipler de vardı. Saat 11de konuşmalar iki dakikalık barış için saygı duruşu ile başladı, isteyen iskemlelere oturarak, isteyen çayıra uzanarak dinledi konuşmaları. Açılışı Peliti grubunun (Yunanca Peliti, Türkçe pelit, meşe palamutu) kurucusu Panagiotis Sainatoudis yaptı, onu bir tarım profesörü, bir arkeobotanikçi (Tania Soultana Valamoti) ve diğer konuşmacılar izledi. Kısmen özet olarak çeviri yapıldı bizlere de ingilizce bilenler tarafından, ancak açıkçası konuşmaları dikkatle dinleyenleri izlemek de hoştu. Konuşmaları bire bir anlamasak da gönüller birdi. Saat 13:00 de Tohum Ağı adına Tracy, Meyve Mirası adına ben ve çiftçi olarak Berin beşer dakika kadar İngilizce konuştuk ve konuşmalarımız Yunancaya çevrildi. Gelemeyen arkadaşların selamları, iyi dilekleri iletildi, barış dilekleri yinelendi. Sonra yemek ve tohum takası başladı. Takas gerçek bir kaos oldu bütün çabalara karşın. Kimisi özenle etiketi okuyarak ekmeye niyetlendiği tohumu seçerken, kimisi ne denk gelirse aldı. Genelde talan şeklinde değildi, ancak kalabalık ve karışıktı. Bizim standda tohumlar bitince ben de diğer masalara doğru kalabalığa karıştım, iki asma çubuğu, susam, bal kabağı, kabak çekirdeği, bamya ve karpuz tohumu aldım. İstediklerim bunlar değildi ama kimi üreticisi tarafından verildi, reddedemedim, kimisini ise ben aldım, sonradan ne olduğunu anlayabildim. Tam misafir umduğunu değil, bulduğunu hesabıydı. Tohumlar, fideler, çelikler tükenirken bu kez yemek sıralarına girdik. Kazanlardaki kuru fasulye, nohut ve mercimek dışında zeytin, peynir, salata, haşlanmış yumurta ve zeytinyağlı yemekler ile börek servisi de yapılmaktaydı. Tüm bu yemekler gönüllülerden gelen bağışlarla sağlanmıştı. Akşamüstü oyunlar oynandı, halaylar çekildi. Bir iki saat dinlendikten sonra akşam tekrar idare binasında toplandık, yemek sonrası tek tek herkesin görüşünün sorulduğu bir değerlendirme toplantısı yapıldı. Orada bulunanlar arasında İngiltere'den, Avusturya'dan, İtalya'dan gelen konuklar, Türkiyeden bizler ve çok sayıda gönüllü vardı. Bu gönüllü kişiler yemeklerin hazırlanışından bulaşıkların yıkanmasına, standların, tohumların hazırlanmasına ve göremediğimiz yüzlerce ayrıntıya koşmuş, aylarca hazırlanmıştı bu organizasyon için. Ama sonuçta takasta yaşanan düzensizlik dışında herkes inandığı bir işe koşmanın, bahçesine ekebileceği yeni tohumlar bulmanın, dostluklar kurmanın keyfi içindeydi. Herkesin birbirine içtenlikle teşekkür ettiği, duygulu anların yaşandığı, esprilerin, şakaların yapıldığı dostça bir ortamda geçti bu değerlendirme. El ele tutuşarak bir halka oluşturuldu en son ve yine barış için bir sessizlik sağlandı, bir şarkıya başladı sonra biri, daha sonra dağıldı herkes. Ertesi sabah dönüş yolculuğuna koyulduk, her durakta yeni dostlar edinip bol bol Türkçe konuşarak, güzel anılar ve tohumlarla evlerimize döndük.

Cumartesi, Nisan 17, 2010


XIII. OPTIMA TOPLANTISI
22-26 Mart 2010 ANTALYA

Akdeniz ülkelerinden 200 botanikçi Prof. Dr. Tuna Ekim tarafından düzenlenen OPTIMA kongresi için Antalya'da toplandı. Kongrede 55 sözlü bildiri yanında (11'i Türkiyeden) 146 poster bildiri sunuldu, son çalışmalar paylaşıldı. Nurhan Atasoy açılışta Osmanlı Bahçeleri üzerine nefis bir sunum yaptı. Fatih Orbay ve Dr. Ali Bilginer'in doğa belgesel ve fotoğraflarıysa büyüleyiciydi. Gembos Yaylası'na yapılan gezide kardelen, çiğdem, müşkürüm ve anemon gibi geofitleri yerinde gördük, fotoğrafladık. Etnobotanik konusundaki gelişmeler de bir tek benim sunumumla sınırlı kalmadı. Bu alanda yeni çalışmalar posterlerde kendini gösterdi.
Balıkesir Üniversitesi'nden Rıdvan Polat 2010'da tamamladığı etnobotanik konusundaki doktorasının bir bölümünü Fatih Satıl ile hazırladıkları posterde sundu. Havran ve Burhaniye ilçelerinde halkın kullandığı doğal bitkilerin yanı sıra kültüre alınmış bitkileri de çalışma kapsamına alan Dr. Polat, tarımsal biyoçeşitlilik alanında ilk çalışmalardan birine imza atmış oldu.
Yine Balıkesir yöresinden Mihriban Ahıskalı ve Çiğdem Arı'nın Selami Selvi danışmanlığında hazırladığı Ayvacık'ta bir köyde kışın yenen bitkiler konulu çalışma da çok ilgi gördü. Altınoluk Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Meslek Yüksek Okulu'nda öğrenci olan bu iki genç kadın yaşadıkları köyün bilge kadınlarının bilgilerini aktararak kültürel geleneğin sürekliliğini gösterdiler.
Etnobotanik alanında sunum yapmamakla birlikte, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nde yeni tamamladığı etnobotanik konulu doktora çalışmasıyla Dr. Ernaz Altundağ benim için bu kongrenin yıldızlarındandı. Memleketi olan Iğdır'da bir doktora çalışmasının sınırlarını zorlayarak gerçekleştirdiği çalışmaya kısaca bakmak bile nefesimi kesti. Saptadığı kullanımların çoğu literatüre ilk kez girecek, ayrıca bulgularını sadece Doğu Anadolu'daki çalışmalarla değil Türkiye'de yapılmış pek çok çalışmayla kıyaslayarak sıkı bir analize de girişmiş. Tezinin yayınlanmasını heyecanla bekliyorum.

Çarşamba, Şubat 03, 2010

Ayva Murabbası ya da Kydonopasto
Ayva ile reçel, marmelat ve jöle dışında neler yapılabileceğini araştırırken Yunanlı arkadaşım Sultana Valamoti'nin yolladığı Kydonopasto'yu yedim ve yolladığı tarifi de denedim. Daha sonra Mary Işın'ın Gülbeşeker kitabında (2008: 202) anlattığı ayva murabbası ya da ayva köfteri ile çok benzer olduğunu farkettim. Lokuma da benzeyen bu şekerleme kahve ile çok güzel gidiyor ve her iki kültürde benzer tatlara da çok iyi bir örnek.

Ayvalar ayıklanıp soyulur ve sert kısımları temizlenir. Dilimlenip ya da rendelenip haşlandıktan sonra iyice ezerek soğumaya bırakılır. Bir tencereye bir ölçü şekere bir ölçü püre haline getirilmiş ayva konularak sürekli karıştırılarak kaynatılır. Yaklaşık 40 dakika-bir saat kadar karıştırıldıktan ve rengi kırmızıya döndükten sonra, karışımın kenarları tencereden ayrılmaya başladığında bir tepsiye (pişirme kağıdı yayılırsa daha kolay ayrılıyor) dökülür. Ayıklanmış bademler birkaç santim arayla yerleştirilir ve kurumaya bırakılır. Benimki mevsim nedeniyle birkaç günde kurudu, güneşte üzeri bir tülbentle örtülerek bırakılabilirse bir ya da iki günde kurur sanıyorum. Sonra da bademler ortada kalacak şekilde baklava dilimi şeklinde kesilir ve pudra şekerine bulanarak servis edilir. İstenirse jelatine sarılarak da korunabilir. Sultanaya ve Mary Işın'a teşekkürler.

Cuma, Aralık 11, 2009


ARALIK HASADI
İznik'te de Marmara ve Ege'nin pek çok yerinde olduğu gibi zeytin hasadı zamanı şimdi. Zeytin toplamada herkes, yağmur yağmadığı günler. Benim zeytinim yok, henüz bahçe işlerinden zaman bulup yardıma da gidemedim komşulara, ilk fırsatta gideceğim. Bahçede işler bir bitse... bitmiyor ama, bitmesin de zaten. Aralık'ta bahçede iş olmaz, ben de okumama yazmama dönerim diyordum, ama ne mümkün. Ayvaların çoğu yerlere döküldü bu yıl da, yapabildiğimce jöle, marmelat, reçel yaptım, bir kısmını da saplarından astım yağmur almayan bir yere. Talaş içinde saklamayı deniyorum bir kısmını. Çürükleri toplayıp komposta katmak gerek, bekliyor o iş de. Kesilen kavakların dallarının biçilip/ kesilip/ öğütülmesi işi hala sürüyor. Hava elverdiğince...
Önceki gün sebze bahçesine girdim, uzun süredir ihmal etmiştim, arsız otlar kaplamış her yeri. Onları temizlerken baktım yeşil biberlerin üzerinde pıtrak gibi küçücük biberler oluşmuş. Yerelmaları kurumuştu, bir ikisinin dibini kazdım ve 3 aileye birer pişirimlik yemeklik yerelması çıktı, biraz da taze papates. Yeşil soğan ve maydanozlar da sürekli yeniliyor kendilerini. Bir bahçe size her mevsim birşeyler sunuyor. Hardal otları, ısırganlar, su tereleri, böğürtlenler Aralık hasadının yaban sunuları.

Salı, Kasım 24, 2009


ETNOBOTANİK konulu projeyle ödül alan Malatyalı gençler ve öğretmenleri
Öğretmenler Günü'nde bu öğrencilere yol gösteren öğretmenlere teşekkürlerimle...
2009 Nisanında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve İnönü Üniversitesi (İÜ) işbirliğiyle Malatya'da gerçekleştirilen, Ortaöğretim Öğrencileri Arası Araştırma Projeleri Yarışmasına katılan 8 ilden 87 proje arasında 11 tanesi kendi dallarında birincilik aldı.
Malatya Lisesi'nden biyoloji alanında katılan Zilan Bazancir ve Sevgi Yılmaz'ın "Malatya Darende İlçesi Gökçeören Yaylası Ve Çevre Köylerinde Doğal Olarak Yetişen Bazı Bitkilerin Etnobotanik Özellikleri" konulu çalışması da ödül alanlar arasındaydı.
Etnobotanik alanında bizlerin eksik bıraktıklarını bu gençler tamamlayacak diye ne denli sevinsem azdır.

Malatya Lisesi web sitesinde (http://www.malatyalisesi.com/index.php?option=com_content&view=article&id=59&Itemid=71) lisenin bölge yarışmasına 6 farklı projeyle katıldığını, bu projelerden biyoloji dalındaki projenin bölge birinciliği aldığını öğreniyoruz.

http://www.haberortak.com/ sitesinin 21 Nisan 2009 tarihli haberi aşağıda:
Öğrencilerden Zilan Bazancir, yaptığı açıklamada, 2007 yılında Darende ilçesindeki Gökçeören yaylası ve çevre köylerinde başladıkları ``Etnobotanik`` projesini alan araştırması şeklinde sürdürdüklerini söyledi.
Kırsal alanda yaşayan kişilerin alternatif tıp amacıyla bitkiler keşfettiğini hatırlatan Bazancir, bunu bilimsel bir çalışmayla kayıt altına almayı amaçladıklarını anlattı.
Araştırma süresince yöre insanının çeşitli hastalıkların tedavisinde kullandıkları 34 bitki türü belirlediklerini dile getiren Bazancir, bölgedeki yerleşik halkla mülakatlar yaparak bitkilerin kullanım alanlarını tespit ettiklerini ifade etti.
Bazancir, çalışma süresince İnönü Üniversitesi Botanik bölümündeki öğretim üyeleri ve asistanlardan destek aldıklarını kaydetti.
Öğrenci Sevgi Yılmaz da projede kapsamında, köylülerle söyleşiler yaparak bitkileri belirlediklerini, bölgeler arasındaki kullanım farklarını dikkate aldıklarını söyledi. Kayıt altına aldıkları bitkilerin yöre halkı tarafından uzun yıllardan beri kullanılma olmasına da dikkat ettiklerini anlatan Yılmaz, şöyle konuştu:
``Farklı alanlarda farklı hastalıklar için kullanılan bitkilerin bilimsel olarak faydalı olduğunun kanıtlanmasını ve bunların literatürde bulunmasını istiyorduk. Özellikle bazı bitkiler zaman zaman kulaktan kulağa bazı rahatsızlıklara iyi geldiği yönünde söylentiler oluşuyor. Ancak bu bilgi bilimsel olarak desteklenmediği sürece belli bir bölgede sıkışıp kalıyor.``

``DOĞA ŞARTLARI İNSANLARI ALTERNATİF TIBBA YÖNLENDİRDİ``
Kırsalda yaşayan insanların bulundukları koşullar ve imkansızlıklara göre alternatif tıbba yöneldiklerini anlatan Yılmaz, çok uzun yıllar tedavi amaçlı kullandıkları bitkilerin belki de çok daha farklı alanlarda kullanılabileceğinin bilinmediğini kaydetti.
Yılmaz, şöyle devam etti:
``Çalışma alanı olarak belirlediğimiz bölge özellikle seçtiğimiz bir bölgeydi. Burası yakın bir geçmişe kadar ulaşımın neredeyse imkansız olduğu bir bölgedir. Bu nedenle insanlar süreç içerisinde hastalıklara kendi keşifleriyle buldukları çözümleri uyguladılar. Bitkiler her ne kadar gerçekte yöre halkına yarar sağladıysa da belli bir bölgede sıkışıp kaldı. Burada yaşayan insanlar, doğa şartlarına göre çözüm üretmek için belli bir arayışa girerek uzun yıllar bu bitkilerden şifa buldu ve halen de bulmaya devam ediyor. Hedefimiz keşfini yaptığımız bitkilerin bilimsel olarak faydaları ve alanlarını tespit etmek.``
Malatya Lisesi Proje Danışmanı ve biyoloji öğretmeni Vahap Suna, proje sahibi öğrencilerin büyük bir azimle çalıştığını, TÜBİTAK`ın bölge yarışmasına sunulan projenin birinci olmasına çok sevindiklerini kaydetti. Projenin Ankara`da sergilenmesi için öğrencilerin Ankara`ya davet edildiği ifade edildi.

KAYIT ALTINA ALINAN BİTKİLER
Liseli iki öğrenci tarafından keşfi yapılan ve kayıt altına alınan bitkilerin adları şöyle:
``Emzik otu, ebe gümeci, çivan perçemi, kırkbaş, sütleğen, kenger, kekik, mayasır otu, çakır dikeni, yemlik, dağçayı, papatya, hardal, iğde, nane, kuş burnu, böğürtlen, alıç, ısırgan otu, pıtrak, semiz otu, sığır kuyruğu, kuzu kulağı, kırkdamar, keven, ayrık otu, sinir otu, meşe, hasır otu, kiraz, erik, üzüm, ceviz, dut.``

Pazar, Kasım 22, 2009

HEP BİRLİKTE, ELELE YEREL TOHUMLARA SAHİP ÇIKALIM!
Böyle bir tohum torbanız olsa siz de sahiplenirdiniz yerel tohumları...
Sinek Sekiz Yayınlarını kaç kişi biliyor bilmem, kısa bir süre öncesine dek ben de tanımıyordum. Yayınevi olarak rastlamamış olmakta haklıyız bir bakıma, zira hiçbir kitabı henüz piyasaya çıkmamış bir yayınevi var karşımızda ( http://sineksekiz.wordpress.com/). Ama sıkı durun geliyor ekolojik kitaplar 2010'da...
- Permakültür’e Giriş Bill Mollison
- Şehirde Sürdürülebilir Yaşam Kılavuzu Scott Kellog & Stacy Pettigrew
- Ekoloji; Bir Cep Rehberi Ernest Callenbach
- Petrol değil Toprak Vandana Shiva
-
İyinin Yanında Vandana Shiva
- Slow Food Devrimi Carlo Petrini & Giggi Padovani
- Gıdanın ve Tohumun Geleceği için Manifestolar Vandana Shiva, Carlo Petrini, Michael Pollan
-
Ekoköyler Jonathan Dawson
Bu yayınevinin genç ve yaşından beklenmeyecek kadar bilgili, akıllı, gezgin bir de kurucusu var: İrem Çağıl. Hadi bir de güzelliğini ve köpek severliğini ekleyeyim. İşte yukarıda yayınladığım logo da onun eseri. Sitesini ziyaret ederseniz bu tohum kesesinin kağıda basabileceğiniz bir maketini indirebilir ve kullanmaya başlayabilirsiniz. İrem'in defterlerini de görün lütfen.

TOHUM AĞI TOPLANTISI
Türkiye Tohum Ağı Deneyim Paylaşımı ve Yön Belirleme Toplantısı 14-15 Kasım 2009'da Yalovada yapıldı. Farklı yerlerde benzer duygu ve düşünceleri uygulamaya çalışan 14 proje, kurum ve bireyler olarak ilk kez ortak bir hedefi uzun boylu tartışmak üzere toplandı. Türkiye’den ‘Başka bir Gıda Mümkün Girişimi’, ‘Boğatepe projesi’, ‘Buğday Derneği’, ‘Emanetçiler’, ‘İmece Evi’, ‘Meyve Mirası Çalışma Grubu’, ‘Meyvelitepe’, ‘Patika projesi’, ‘SGP/GEF Türkiye ofisi’, ‘Sinek Sekiz Yayınları’, ‘Slow Food Türkiye’ ile ‘Toprakana’ temsilcileri ve bağımsız kişiler; Fransa’dan ‘Çiftçiler Federasyonu’ ile Yunanistan’dan ‘Peliti grubu’ temsilcileri bir araya geldi.
Türkiye Tohum Ağı koordinasyonunu üstlenen Emanetçiler grubundan Tracy ve Arif Şen toplantının organizatörleriydi. Zeynep Bilgi Buluş'un hazırladığı toplantı özetine http://www.ntvmsnbc.com/id/25022399/ adresinden ulaşılabilir.
Bu toplantıda en çok akılda kalanları şöyle özetleyebiliriz:
“Politikaları değiştiremiyorsan, kendini değiştir.” Yunan Peliti Tohum Paylaşım Ağı lideri Panayotis Sainatoudis’in Türkiye’nin yeni gelişen Tohum Ağı’na verdiği mesajı buydu: “GDO, hibrit tohum, endüstriyel tarım kimyasalları ile mücadele edemediğin noktada, yaşam tarzını değiştir ve yerel tohumları bulmayı, ekmeyi, büyütmeyi, saklamayı, paylaşmayı öğren. Hem sen mutlu bir yaşam sür, hem doğa kazansın”. Buluşmanın gündeminde genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) karşı eylemler, tarımsal kimyasallarla mücadele, hukuk savaşları yoktu…“Kirlenen gıda sektörüne inat, doğa-dostu yerinde üretken yaşamlar için yerel tohumları kendin koru-kendini koru” fikri ağır bastı: “karanlıktan korkmak yerine, bir ışık yak” toplantının akıllarda kalan cümlesi oldu.
Benim diğer bir kazancım da toplantı sonrası Bilgi Buluş ve İrem Çağıl ile ziyaret ettiğimiz Karamürsel- Meyvelitepe ziyaretiydi. Bahçe turu, sohbet, edindiğim tohumlar ve dostlarla izniğe dönmek de cabası. Meyvelitepe blogunu bir süredir izliyor (http://meyvelitepe.typepad.com/meyvelitepe/) ve yaratıcı deneyimlerinden yararlanıyordum. Jale hanım ve İsmail beyi tanımaksa büyük bir keyifti. İremin sitesi ve yaratıcı tohum kesesi bir başka yazıya kalsın.
TOHUM AĞI TOPLANTISI
“Politikaları değiştiremiyorsan, kendini değiştir.” Yunan Peliti Tohum Paylaşım Ağı lideri Panayotis Sainatoudis’in Türkiye’nin yeni gelişen Tohum Ağı’na verdiği mesajı buydu: “GDO, hibrit tohum, endüstriyel tarım kimyasalları ile mücadele edemediğin noktada, yaşam tarzını değiştir ve yerel tohumları bulmayı, ekmeyi, büyütmeyi, saklamayı, paylaşmayı öğren. Hem sen mutlu bir yaşam sür, hem doğa kazansın”.
Türkiye’de yarınlara yerel ve köylü tohumlarını taşıma misyonu üstlenen Muğla’dan Kars’a çeşitli illerden 20 tohum dostu 14-15 Kasım’da Yalova’da buluştu. Aralarında, Meyve Mirası Grubu, İmece Evi, Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği, Emanetçiler Derneği, Başka bir Gıda Mümkün Girişimi’nin olduğu 10 sivil toplum örgütü temsilcisi, bir adil organik gıda ticaret şirketi, bir yayınevi, avukatlar, küçük çiftçiler ve gönüllülerin buluşmasına, Yunanistan Peliti Tohum Paylaşım Ağı ve Fransız Küçük Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’ndan katılımcılar katkı verdi. Buluşmanın gündeminde genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) karşı eylemler, tarımsal kimyasallarla mücadele, hukuk savaşları yoktu…“Kirlenen gıda sektörüne inat, doğa-dostu yerinde üretken yaşamlar için yerel tohumları kendin koru-kendini koru” fikri ağır bastı: “karanlıktan korkmak yerine, bir ışık yak” toplantının akıllarda kalan cümlesi oldu.

Etnobotanik Atelyesi 31 Ekim- 1 Kasım 2009
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi- İstanbul
2001-2004 yıllarında Türkiye Bilimler Akademisi Türkiye Kültür Envanteri kapsamında gerçekleştirdiğim etnobotanik konulu atelye çalışmalarını uzun bir aradan sonra NGBB'de başlattık. Bu iki günlük atelyeyi NGBB sitesinde ve sistematik botanikçilerin internet grubunda duyurduk sadece ve hiç beklemediğimiz yoğun bir ilgiyle karşılaştık. NGBB eğitim odasının kapasitesini biraz zorlayan bir katılım oldu ve 35 kişi ile 2 gün boyunca bu alandaki yeni bilgileri paylaştık. Çanakkale, Konya, Ankara, Balıkesir, Eskişehir, Artvin, Kars, Manisa, Sakarya, Samsun ve Muğla'dan çoğu biyoloji ağırlıklı katılımcılar arasında öğrenciler çoğunluktaydı. Selçuk Üniversitesi'nden Yard. Doç. Osman Tugay da 2 kısa sunumla bize Nevşehir'de yaptıkları son çalışmalarından örnekler verdi. Prof. Dr. Tuna Ekim, Türkiye'de Botanik alanındaki gelişmeleri sundu ve katılımcılara belgelerini dağıttı. Bu atelyeyi daha farklı dallarda katılımcılarla Mayıs ayında tekrarlama kararı aldık. Program ve tarih için Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi web sitesinde etkinlikler takvimine (http://www.ngbb.gen.tr/) bakılabilir.


V. ULUSLARARASI ETNOBOTANİK TOPLANTISI- Bariloche, Arjantin
20-24 Eylül 2009
2005'de Istanbul'da düzenlediğimiz IV. toplantıda bir sonraki kongrenin Arjantin'de yapılması kararlaştırılmıştı. Dört yıl hızla geçti ve çok uzak, neredeyse sanal sandığımız Patagonya'da Bariloche kasabasında düzenlendi beşinci kongre. Konusu Gelenekler ve Değişimler idi. İstanbul kongresine başkanlık eden Prof. Dr. K.Hüsnü Can Başer ve sekreterya görevini üstlenen ben açılış seremonisinde kürsüdeydik diğer 2 meslekdaşımızla.
370in üzerinde katılımcı, dört gün boyunca üç salon ve galeride yaptıkları çalışmaları sundular sözlü bildiriler ve posterlerle. Bu yılki toplantıda İngilizce ve İspanyolca resmi diller olarak kabul edildiğinden katılımcıların % 87'si İspanyolca konuşan ülkelerdendi. Arjantin'in (219) yanı sıra Brezilya (35), İspanya (23), Meksika (20), Venezuela (13), Kolombiya (11) en çok katılımcıyla temsil edilen ülkelerdi. Diğer 46 katılımcı da Avrupa ve Kuzey Amerikadan gelmişlerdi. Birçok sunum İspanyolca yapıldıysa da genellikle power point sunumlar İngilizceydi ve tartışmalarda çeviri yapılmasi sağlandı. Hüsnü Bey, Türkiyenin yenen bitkileri konulu bir plenary sunum yaptı, benim sözlü sunum yaptığım panel, arkeoloji- etnobotanik bağlantılıydı: Recent research in post-harvest traditions in human prehistory: Old and New World palaeoethnobotanical approaches to linking the archaeology and ethnobotany of plant processing. Sunumum ise keten yağı (beziryağı) üretimi ve tüketimiyle ilgiliydi. 2008'de İnebolu'da bulduğumuz çalışan bir bezirhane ile bu alanda yaptığım önceki çalışmaların eksikliği kısmen tamamlanmıştı. Bu yeni verileri ilk kez uluslararası bir ortamda paylaşıp yorumlama olanağı buldum.
Kongrenin tüm sunumlarıyla ilgili özetlere ve programa http://www.iceb2009.com.ar/en adresinden ulaşılabilir. Bundan sonraki kongre 2013'de Güney Afrika'da Grahamstown'da Rhodes Üniversitesi'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek.

Çarşamba, Ağustos 26, 2009



İZNİK'ten MERHABA
Uzun zamandır yazmama nedenim etnobotanik alanında yeni bilgiler, veriler olmaması değil yaşamımdaki değişikliklerdi. Ekim 2008'de yıllardır özlemini çektiğim adımı atarak İstanbul'dan İznik'e taşındım. Halkın bitki bilgisini, bilgeliğini İstanbul'dan Anadolu'ya seyahat ederek değil, tarımla uğraşan bir kırsal alanda birebir yaşayarak derlemek, toprağa yakın yaşamak istiyordum nicedir. Bu isteğim gerçek oldu, darısı diğer düş kuranların başına. Düşler kuralım hangi yaşta olursa olsun, kuralım ki düzene, alışkanlıklara, rahatlığın çağrısına ve bilinmeyenden duyduğumuz korkulara yenik düşmeyelim. Şikayet etmeden, doğayla uyumlu, saygılı bir yaşam sürdürelim.

İznik olağanüstü bir tarihsel geçmişe, verimli bir toprağa sahip, suyu bol, doğa güzellikleri açısından zengin bir küçük kasaba. Burada işini iyi yapmaya çalışan, bilgisini, emeğini güleryüzle paylaşan güzel dostlar da edindim, Nursan ve Adil Can çifti sadece çini konusundaki bilgi ve güzelim ürünlerini paylaşmakla kalmadılar, kantaron yağının tıbbi kullanımı konusunda mucizeler yarattığını gösterdiler bana gelir gelmez. Köpeğimin geçirdiği ameliyat sonrasında bana dostları için şişeledikleri ve herkese cömertçe sundukları kantaron yağından verdiler. Ameliyat yarasını da, diğer yara ve kesikleri de nasıl hızla iyileştirdiğine bir kez daha tanık oldum. Etnobotanik konusunda bana bilgi veren herkes sağ olsun, yenen otları artık bahçemden toplayabiliyorum. Sebzemi, meyvemi bahçem sağlıyor, ilaçsız, gübresiz hem de.

Olumsuzluklar yok değil tabii ki, İznik bir cennet ama zehirli bir cennet ne yazık ki. Tarımsal ürünlerin daha iri, kurtsuz, çürüksüz, gösterişli ve bol olması çeşitli zehirler sayesinde gerçekleşiyor. Pazardan aldığımız, dalında görüp hayran kaldığımız tüm ürünler bu yoğun ilaçlamalardan nasibini almış durumda. Kısacası İznikte Türkiye'nin pek çok yerinde olduğu gibi organik tarım henüz başlamamış, başlaması için herhangi bir çaba da yok ufukta. Meyvelere, sebzelere sürekli ilaç püskürtülüyor, bu ilaçların zamanlaması, miktarı ve satıştan ne kadar öncesine dek ilaçlama yapıldığı bir denetime tabi değil.
Zemin suyunu, gölü, dereleri kullanıyoruz sulamada. Pompalar sürekli gölden su çekiyor, tarımda kullanılan zehirler, atıklar, topraktan yeraltı sularına, derelere ve tabii ki göle karışıyor. Balıklar, arılar, kuşlar, böcekler, yılanlar da bu zehirden nasibini alıyor, giderek azalıyor. Artık kasabada, köylerde arıcılık yapan çok az, herkes arılarını dağa, yakın yaylalara çıkarıyor. Benim de 3 kovanım var Aziz Ersöz'den aldığım, kendi bahçemde ilaç kullanmasam da çevre bahçelerdeki ilaçlamalardan nasibini aldı arılar, kovanların önünde birkaç santimlik bir ölü arı tabakası var. Aziz amca dağa götürmeyi önerdi kendisininkilerle birlikte, reddettim, bu bahçenin döllenmesi için benim onlara ihtiyacım var, onlar için belki son sığınaklardan biri de bu bahçe. 9 dönümün hükmü okunmaz belki bunca zehir deryasında ama bu bir adım olabilir mi göreceğiz hep birlikte.

Yerel meyve çeşitleri konusunda Muğla'da başlattığımız, halen Esin Işın'ın sürdürdüğü çalışmaları ben de kendimce İznik'te uygulamaya ve bilgi, aşı, çubuk derlemeye başladım. Müşküle köyünden adını alan, Ekimde olgunlaşan, bal renginde ve çilli Müşküle üzümlerinden 7 çelik diktim geçen Ekim ayında, 6 sı tuttu. Baharda yeşerdiklerini gördüğümde tuttu diye sevinirken bahçıvan İsmail 'hemen sevinme, Ağustos geçmeden tuttu diyemezsin'' dedi. Eh, Ağustos sonuna geldiğimize göre artık tuttuklarını söyleyebilirim. Üç çeşit de armut aşılandı Adnan Özgüler tarafından bahçedeki 3 ayva ağacına: Bahri Bey armudu tutmadı, Akçe armutla Deveci ise tuttu gibi. Çarşamba Pazarına bahçesinden ürün getiren kadınlar daha pek çok yerel çeşidin yaşadığının göstergesi, ancak bu konudaki derlemeleri ancak köylerde birebir ağaçları görüp ürünleri tattığım zaman paylaşabileceğim.
İznikte öğrendiklerimi de bundan sonra bu blogda yazacağım.