Cuma, Aralık 11, 2009


ARALIK HASADI
İznik'te de Marmara ve Ege'nin pek çok yerinde olduğu gibi zeytin hasadı zamanı şimdi. Zeytin toplamada herkes, yağmur yağmadığı günler. Benim zeytinim yok, henüz bahçe işlerinden zaman bulup yardıma da gidemedim komşulara, ilk fırsatta gideceğim. Bahçede işler bir bitse... bitmiyor ama, bitmesin de zaten. Aralık'ta bahçede iş olmaz, ben de okumama yazmama dönerim diyordum, ama ne mümkün. Ayvaların çoğu yerlere döküldü bu yıl da, yapabildiğimce jöle, marmelat, reçel yaptım, bir kısmını da saplarından astım yağmur almayan bir yere. Talaş içinde saklamayı deniyorum bir kısmını. Çürükleri toplayıp komposta katmak gerek, bekliyor o iş de. Kesilen kavakların dallarının biçilip/ kesilip/ öğütülmesi işi hala sürüyor. Hava elverdiğince...
Önceki gün sebze bahçesine girdim, uzun süredir ihmal etmiştim, arsız otlar kaplamış her yeri. Onları temizlerken baktım yeşil biberlerin üzerinde pıtrak gibi küçücük biberler oluşmuş. Yerelmaları kurumuştu, bir ikisinin dibini kazdım ve 3 aileye birer pişirimlik yemeklik yerelması çıktı, biraz da taze papates. Yeşil soğan ve maydanozlar da sürekli yeniliyor kendilerini. Bir bahçe size her mevsim birşeyler sunuyor. Hardal otları, ısırganlar, su tereleri, böğürtlenler Aralık hasadının yaban sunuları.

Salı, Kasım 24, 2009


ETNOBOTANİK konulu projeyle ödül alan Malatyalı gençler ve öğretmenleri
Öğretmenler Günü'nde bu öğrencilere yol gösteren öğretmenlere teşekkürlerimle...
2009 Nisanında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve İnönü Üniversitesi (İÜ) işbirliğiyle Malatya'da gerçekleştirilen, Ortaöğretim Öğrencileri Arası Araştırma Projeleri Yarışmasına katılan 8 ilden 87 proje arasında 11 tanesi kendi dallarında birincilik aldı.
Malatya Lisesi'nden biyoloji alanında katılan Zilan Bazancir ve Sevgi Yılmaz'ın "Malatya Darende İlçesi Gökçeören Yaylası Ve Çevre Köylerinde Doğal Olarak Yetişen Bazı Bitkilerin Etnobotanik Özellikleri" konulu çalışması da ödül alanlar arasındaydı.
Etnobotanik alanında bizlerin eksik bıraktıklarını bu gençler tamamlayacak diye ne denli sevinsem azdır.

Malatya Lisesi web sitesinde (http://www.malatyalisesi.com/index.php?option=com_content&view=article&id=59&Itemid=71) lisenin bölge yarışmasına 6 farklı projeyle katıldığını, bu projelerden biyoloji dalındaki projenin bölge birinciliği aldığını öğreniyoruz.

http://www.haberortak.com/ sitesinin 21 Nisan 2009 tarihli haberi aşağıda:
Öğrencilerden Zilan Bazancir, yaptığı açıklamada, 2007 yılında Darende ilçesindeki Gökçeören yaylası ve çevre köylerinde başladıkları ``Etnobotanik`` projesini alan araştırması şeklinde sürdürdüklerini söyledi.
Kırsal alanda yaşayan kişilerin alternatif tıp amacıyla bitkiler keşfettiğini hatırlatan Bazancir, bunu bilimsel bir çalışmayla kayıt altına almayı amaçladıklarını anlattı.
Araştırma süresince yöre insanının çeşitli hastalıkların tedavisinde kullandıkları 34 bitki türü belirlediklerini dile getiren Bazancir, bölgedeki yerleşik halkla mülakatlar yaparak bitkilerin kullanım alanlarını tespit ettiklerini ifade etti.
Bazancir, çalışma süresince İnönü Üniversitesi Botanik bölümündeki öğretim üyeleri ve asistanlardan destek aldıklarını kaydetti.
Öğrenci Sevgi Yılmaz da projede kapsamında, köylülerle söyleşiler yaparak bitkileri belirlediklerini, bölgeler arasındaki kullanım farklarını dikkate aldıklarını söyledi. Kayıt altına aldıkları bitkilerin yöre halkı tarafından uzun yıllardan beri kullanılma olmasına da dikkat ettiklerini anlatan Yılmaz, şöyle konuştu:
``Farklı alanlarda farklı hastalıklar için kullanılan bitkilerin bilimsel olarak faydalı olduğunun kanıtlanmasını ve bunların literatürde bulunmasını istiyorduk. Özellikle bazı bitkiler zaman zaman kulaktan kulağa bazı rahatsızlıklara iyi geldiği yönünde söylentiler oluşuyor. Ancak bu bilgi bilimsel olarak desteklenmediği sürece belli bir bölgede sıkışıp kalıyor.``

``DOĞA ŞARTLARI İNSANLARI ALTERNATİF TIBBA YÖNLENDİRDİ``
Kırsalda yaşayan insanların bulundukları koşullar ve imkansızlıklara göre alternatif tıbba yöneldiklerini anlatan Yılmaz, çok uzun yıllar tedavi amaçlı kullandıkları bitkilerin belki de çok daha farklı alanlarda kullanılabileceğinin bilinmediğini kaydetti.
Yılmaz, şöyle devam etti:
``Çalışma alanı olarak belirlediğimiz bölge özellikle seçtiğimiz bir bölgeydi. Burası yakın bir geçmişe kadar ulaşımın neredeyse imkansız olduğu bir bölgedir. Bu nedenle insanlar süreç içerisinde hastalıklara kendi keşifleriyle buldukları çözümleri uyguladılar. Bitkiler her ne kadar gerçekte yöre halkına yarar sağladıysa da belli bir bölgede sıkışıp kaldı. Burada yaşayan insanlar, doğa şartlarına göre çözüm üretmek için belli bir arayışa girerek uzun yıllar bu bitkilerden şifa buldu ve halen de bulmaya devam ediyor. Hedefimiz keşfini yaptığımız bitkilerin bilimsel olarak faydaları ve alanlarını tespit etmek.``
Malatya Lisesi Proje Danışmanı ve biyoloji öğretmeni Vahap Suna, proje sahibi öğrencilerin büyük bir azimle çalıştığını, TÜBİTAK`ın bölge yarışmasına sunulan projenin birinci olmasına çok sevindiklerini kaydetti. Projenin Ankara`da sergilenmesi için öğrencilerin Ankara`ya davet edildiği ifade edildi.

KAYIT ALTINA ALINAN BİTKİLER
Liseli iki öğrenci tarafından keşfi yapılan ve kayıt altına alınan bitkilerin adları şöyle:
``Emzik otu, ebe gümeci, çivan perçemi, kırkbaş, sütleğen, kenger, kekik, mayasır otu, çakır dikeni, yemlik, dağçayı, papatya, hardal, iğde, nane, kuş burnu, böğürtlen, alıç, ısırgan otu, pıtrak, semiz otu, sığır kuyruğu, kuzu kulağı, kırkdamar, keven, ayrık otu, sinir otu, meşe, hasır otu, kiraz, erik, üzüm, ceviz, dut.``

Pazar, Kasım 22, 2009

HEP BİRLİKTE, ELELE YEREL TOHUMLARA SAHİP ÇIKALIM!
Böyle bir tohum torbanız olsa siz de sahiplenirdiniz yerel tohumları...
Sinek Sekiz Yayınlarını kaç kişi biliyor bilmem, kısa bir süre öncesine dek ben de tanımıyordum. Yayınevi olarak rastlamamış olmakta haklıyız bir bakıma, zira hiçbir kitabı henüz piyasaya çıkmamış bir yayınevi var karşımızda ( http://sineksekiz.wordpress.com/). Ama sıkı durun geliyor ekolojik kitaplar 2010'da...
- Permakültür’e Giriş Bill Mollison
- Şehirde Sürdürülebilir Yaşam Kılavuzu Scott Kellog & Stacy Pettigrew
- Ekoloji; Bir Cep Rehberi Ernest Callenbach
- Petrol değil Toprak Vandana Shiva
-
İyinin Yanında Vandana Shiva
- Slow Food Devrimi Carlo Petrini & Giggi Padovani
- Gıdanın ve Tohumun Geleceği için Manifestolar Vandana Shiva, Carlo Petrini, Michael Pollan
-
Ekoköyler Jonathan Dawson
Bu yayınevinin genç ve yaşından beklenmeyecek kadar bilgili, akıllı, gezgin bir de kurucusu var: İrem Çağıl. Hadi bir de güzelliğini ve köpek severliğini ekleyeyim. İşte yukarıda yayınladığım logo da onun eseri. Sitesini ziyaret ederseniz bu tohum kesesinin kağıda basabileceğiniz bir maketini indirebilir ve kullanmaya başlayabilirsiniz. İrem'in defterlerini de görün lütfen.

TOHUM AĞI TOPLANTISI
Türkiye Tohum Ağı Deneyim Paylaşımı ve Yön Belirleme Toplantısı 14-15 Kasım 2009'da Yalovada yapıldı. Farklı yerlerde benzer duygu ve düşünceleri uygulamaya çalışan 14 proje, kurum ve bireyler olarak ilk kez ortak bir hedefi uzun boylu tartışmak üzere toplandı. Türkiye’den ‘Başka bir Gıda Mümkün Girişimi’, ‘Boğatepe projesi’, ‘Buğday Derneği’, ‘Emanetçiler’, ‘İmece Evi’, ‘Meyve Mirası Çalışma Grubu’, ‘Meyvelitepe’, ‘Patika projesi’, ‘SGP/GEF Türkiye ofisi’, ‘Sinek Sekiz Yayınları’, ‘Slow Food Türkiye’ ile ‘Toprakana’ temsilcileri ve bağımsız kişiler; Fransa’dan ‘Çiftçiler Federasyonu’ ile Yunanistan’dan ‘Peliti grubu’ temsilcileri bir araya geldi.
Türkiye Tohum Ağı koordinasyonunu üstlenen Emanetçiler grubundan Tracy ve Arif Şen toplantının organizatörleriydi. Zeynep Bilgi Buluş'un hazırladığı toplantı özetine http://www.ntvmsnbc.com/id/25022399/ adresinden ulaşılabilir.
Bu toplantıda en çok akılda kalanları şöyle özetleyebiliriz:
“Politikaları değiştiremiyorsan, kendini değiştir.” Yunan Peliti Tohum Paylaşım Ağı lideri Panayotis Sainatoudis’in Türkiye’nin yeni gelişen Tohum Ağı’na verdiği mesajı buydu: “GDO, hibrit tohum, endüstriyel tarım kimyasalları ile mücadele edemediğin noktada, yaşam tarzını değiştir ve yerel tohumları bulmayı, ekmeyi, büyütmeyi, saklamayı, paylaşmayı öğren. Hem sen mutlu bir yaşam sür, hem doğa kazansın”. Buluşmanın gündeminde genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) karşı eylemler, tarımsal kimyasallarla mücadele, hukuk savaşları yoktu…“Kirlenen gıda sektörüne inat, doğa-dostu yerinde üretken yaşamlar için yerel tohumları kendin koru-kendini koru” fikri ağır bastı: “karanlıktan korkmak yerine, bir ışık yak” toplantının akıllarda kalan cümlesi oldu.
Benim diğer bir kazancım da toplantı sonrası Bilgi Buluş ve İrem Çağıl ile ziyaret ettiğimiz Karamürsel- Meyvelitepe ziyaretiydi. Bahçe turu, sohbet, edindiğim tohumlar ve dostlarla izniğe dönmek de cabası. Meyvelitepe blogunu bir süredir izliyor (http://meyvelitepe.typepad.com/meyvelitepe/) ve yaratıcı deneyimlerinden yararlanıyordum. Jale hanım ve İsmail beyi tanımaksa büyük bir keyifti. İremin sitesi ve yaratıcı tohum kesesi bir başka yazıya kalsın.

Etnobotanik Atelyesi 31 Ekim- 1 Kasım 2009
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi- İstanbul
2001-2004 yıllarında Türkiye Bilimler Akademisi Türkiye Kültür Envanteri kapsamında gerçekleştirdiğim etnobotanik konulu atelye çalışmalarını uzun bir aradan sonra NGBB'de başlattık. Bu iki günlük atelyeyi NGBB sitesinde ve sistematik botanikçilerin internet grubunda duyurduk sadece ve hiç beklemediğimiz yoğun bir ilgiyle karşılaştık. NGBB eğitim odasının kapasitesini biraz zorlayan bir katılım oldu ve 35 kişi ile 2 gün boyunca bu alandaki yeni bilgileri paylaştık. Çanakkale, Konya, Ankara, Balıkesir, Eskişehir, Artvin, Kars, Manisa, Sakarya, Samsun ve Muğla'dan çoğu biyoloji ağırlıklı katılımcılar arasında öğrenciler çoğunluktaydı. Selçuk Üniversitesi'nden Yard. Doç. Osman Tugay da 2 kısa sunumla bize Nevşehir'de yaptıkları son çalışmalarından örnekler verdi. Prof. Dr. Tuna Ekim, Türkiye'de Botanik alanındaki gelişmeleri sundu ve katılımcılara belgelerini dağıttı. Bu atelyeyi daha farklı dallarda katılımcılarla Mayıs ayında tekrarlama kararı aldık. Program ve tarih için Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi web sitesinde etkinlikler takvimine (http://www.ngbb.gen.tr/) bakılabilir.


V. ULUSLARARASI ETNOBOTANİK TOPLANTISI- Bariloche, Arjantin
20-24 Eylül 2009
2005'de Istanbul'da düzenlediğimiz IV. toplantıda bir sonraki kongrenin Arjantin'de yapılması kararlaştırılmıştı. Dört yıl hızla geçti ve çok uzak, neredeyse sanal sandığımız Patagonya'da Bariloche kasabasında düzenlendi beşinci kongre. Konusu Gelenekler ve Değişimler idi. İstanbul kongresine başkanlık eden Prof. Dr. K.Hüsnü Can Başer ve sekreterya görevini üstlenen ben açılış seremonisinde kürsüdeydik diğer 2 meslekdaşımızla.
370in üzerinde katılımcı, dört gün boyunca üç salon ve galeride yaptıkları çalışmaları sundular sözlü bildiriler ve posterlerle. Bu yılki toplantıda İngilizce ve İspanyolca resmi diller olarak kabul edildiğinden katılımcıların % 87'si İspanyolca konuşan ülkelerdendi. Arjantin'in (219) yanı sıra Brezilya (35), İspanya (23), Meksika (20), Venezuela (13), Kolombiya (11) en çok katılımcıyla temsil edilen ülkelerdi. Diğer 46 katılımcı da Avrupa ve Kuzey Amerikadan gelmişlerdi. Birçok sunum İspanyolca yapıldıysa da genellikle power point sunumlar İngilizceydi ve tartışmalarda çeviri yapılmasi sağlandı. Hüsnü Bey, Türkiyenin yenen bitkileri konulu bir plenary sunum yaptı, benim sözlü sunum yaptığım panel, arkeoloji- etnobotanik bağlantılıydı: Recent research in post-harvest traditions in human prehistory: Old and New World palaeoethnobotanical approaches to linking the archaeology and ethnobotany of plant processing. Sunumum ise keten yağı (beziryağı) üretimi ve tüketimiyle ilgiliydi. 2008'de İnebolu'da bulduğumuz çalışan bir bezirhane ile bu alanda yaptığım önceki çalışmaların eksikliği kısmen tamamlanmıştı. Bu yeni verileri ilk kez uluslararası bir ortamda paylaşıp yorumlama olanağı buldum.
Kongrenin tüm sunumlarıyla ilgili özetlere ve programa http://www.iceb2009.com.ar/en adresinden ulaşılabilir. Bundan sonraki kongre 2013'de Güney Afrika'da Grahamstown'da Rhodes Üniversitesi'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek.

Çarşamba, Ağustos 26, 2009



İZNİK'ten MERHABA
Uzun zamandır yazmama nedenim etnobotanik alanında yeni bilgiler, veriler olmaması değil yaşamımdaki değişikliklerdi. Ekim 2008'de yıllardır özlemini çektiğim adımı atarak İstanbul'dan İznik'e taşındım. Halkın bitki bilgisini, bilgeliğini İstanbul'dan Anadolu'ya seyahat ederek değil, tarımla uğraşan bir kırsal alanda birebir yaşayarak derlemek, toprağa yakın yaşamak istiyordum nicedir. Bu isteğim gerçek oldu, darısı diğer düş kuranların başına. Düşler kuralım hangi yaşta olursa olsun, kuralım ki düzene, alışkanlıklara, rahatlığın çağrısına ve bilinmeyenden duyduğumuz korkulara yenik düşmeyelim. Şikayet etmeden, doğayla uyumlu, saygılı bir yaşam sürdürelim.

İznik olağanüstü bir tarihsel geçmişe, verimli bir toprağa sahip, suyu bol, doğa güzellikleri açısından zengin bir küçük kasaba. Burada işini iyi yapmaya çalışan, bilgisini, emeğini güleryüzle paylaşan güzel dostlar da edindim, Nursan ve Adil Can çifti sadece çini konusundaki bilgi ve güzelim ürünlerini paylaşmakla kalmadılar, kantaron yağının tıbbi kullanımı konusunda mucizeler yarattığını gösterdiler bana gelir gelmez. Köpeğimin geçirdiği ameliyat sonrasında bana dostları için şişeledikleri ve herkese cömertçe sundukları kantaron yağından verdiler. Ameliyat yarasını da, diğer yara ve kesikleri de nasıl hızla iyileştirdiğine bir kez daha tanık oldum. Etnobotanik konusunda bana bilgi veren herkes sağ olsun, yenen otları artık bahçemden toplayabiliyorum. Sebzemi, meyvemi bahçem sağlıyor, ilaçsız, gübresiz hem de.

Olumsuzluklar yok değil tabii ki, İznik bir cennet ama zehirli bir cennet ne yazık ki. Tarımsal ürünlerin daha iri, kurtsuz, çürüksüz, gösterişli ve bol olması çeşitli zehirler sayesinde gerçekleşiyor. Pazardan aldığımız, dalında görüp hayran kaldığımız tüm ürünler bu yoğun ilaçlamalardan nasibini almış durumda. Kısacası İznikte Türkiye'nin pek çok yerinde olduğu gibi organik tarım henüz başlamamış, başlaması için herhangi bir çaba da yok ufukta. Meyvelere, sebzelere sürekli ilaç püskürtülüyor, bu ilaçların zamanlaması, miktarı ve satıştan ne kadar öncesine dek ilaçlama yapıldığı bir denetime tabi değil.
Zemin suyunu, gölü, dereleri kullanıyoruz sulamada. Pompalar sürekli gölden su çekiyor, tarımda kullanılan zehirler, atıklar, topraktan yeraltı sularına, derelere ve tabii ki göle karışıyor. Balıklar, arılar, kuşlar, böcekler, yılanlar da bu zehirden nasibini alıyor, giderek azalıyor. Artık kasabada, köylerde arıcılık yapan çok az, herkes arılarını dağa, yakın yaylalara çıkarıyor. Benim de 3 kovanım var Aziz Ersöz'den aldığım, kendi bahçemde ilaç kullanmasam da çevre bahçelerdeki ilaçlamalardan nasibini aldı arılar, kovanların önünde birkaç santimlik bir ölü arı tabakası var. Aziz amca dağa götürmeyi önerdi kendisininkilerle birlikte, reddettim, bu bahçenin döllenmesi için benim onlara ihtiyacım var, onlar için belki son sığınaklardan biri de bu bahçe. 9 dönümün hükmü okunmaz belki bunca zehir deryasında ama bu bir adım olabilir mi göreceğiz hep birlikte.

Yerel meyve çeşitleri konusunda Muğla'da başlattığımız, halen Esin Işın'ın sürdürdüğü çalışmaları ben de kendimce İznik'te uygulamaya ve bilgi, aşı, çubuk derlemeye başladım. Müşküle köyünden adını alan, Ekimde olgunlaşan, bal renginde ve çilli Müşküle üzümlerinden 7 çelik diktim geçen Ekim ayında, 6 sı tuttu. Baharda yeşerdiklerini gördüğümde tuttu diye sevinirken bahçıvan İsmail 'hemen sevinme, Ağustos geçmeden tuttu diyemezsin'' dedi. Eh, Ağustos sonuna geldiğimize göre artık tuttuklarını söyleyebilirim. Üç çeşit de armut aşılandı Adnan Özgüler tarafından bahçedeki 3 ayva ağacına: Bahri Bey armudu tutmadı, Akçe armutla Deveci ise tuttu gibi. Çarşamba Pazarına bahçesinden ürün getiren kadınlar daha pek çok yerel çeşidin yaşadığının göstergesi, ancak bu konudaki derlemeleri ancak köylerde birebir ağaçları görüp ürünleri tattığım zaman paylaşabileceğim.
İznikte öğrendiklerimi de bundan sonra bu blogda yazacağım.

Pazartesi, Nisan 21, 2008


Muğla Yerli Meyveleri konulu web sitemiz yayına başladı:

http://www.meyvemirasi.org/
www.heritagefruit.org

Muğla'da yetiştirilen meyvelerle ilgili daha fazla bilgi edinmek, kendi yörenizdeki miras meyveleri nasıl koruyup çoğaltabileceğini öğrenmek, kültürel zenginliğimizin boyutları hakkında fikir sahibi olmak isteyenler, lütfen sitemizi ziyaret edin ve bize yazın.
Muğla Meyve Mirası Çalışma Grubu

Cuma, Kasım 09, 2007


MUĞLA’NIN YERLİ MEYVELERİ PROJESİ

YENİ DESTEKLERLE DEVAM EDİYOR

Meyve Mirası Çalışma Grubu ve ANG Vakfı'nın yürütücülüğünde Muğla'nın yerli meyve mirasını kaydetme, koruma ve gelecek nesillere bırakma projesi yeni sezonda Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu Küçük Destek Projesi (UNDP-GEF-SGP) ve Turkish Cultural Foundation desteğiyle sürdürülüyor. Destek veren tüm kuruluşlara teşekkür ederiz.
Proje Özeti:
Anadolu’da binlerce yıldır farklı kültürlerin katkılarıyla gelişen tarımsal çeşitlilik, günümüzde tarım politikaları, küreselleşme, nüfus artışı ve diğer sosyoekonomik nedenlerle hızla azalmaktadır. Bu azalma, gelecek kuşakların besin kaynaklarını tehlikeye attığı gibi kültürel çeşitliliğin de kaybolmasına neden olmaktadır. Tahminlere göre dünyanın tarımsal gen çeşitliliğinin dörtte üçü son yüzyıl içerisinde yok olmuş, bugün tüm dünyada gıda olarak tarımı yapılan yüz kadar çeşide indirgenmiştir. Ülkemizde her bölgede, toprak yapısına uyumlu, iklim şartlarına dayanıklı, böcek ve hastalıklara dirençli, sulamaya, kimyasal gübre ve ilaca ihtiyaç duymayan veya daha az ihtiyaç duyan yüzlerce meyve çeşidi yetiştirilmiştir. Ancak çoğu köy çeşidi günümüzde kentleşme, artan arazi fiyatları, tarım girdilerindeki artış, tarımsal tercihler ve pazarlama zorlukları karşısında kesilme ya da aşılanma tehdidi altındadır.
Gen kaynağı ve tarımsal biyo-çeşitlilik unsuru olduğu kadar bu ülkenin kültürel mirasını oluşturan bu yerel çeşitlerin saptanmasında Önemli Bitki Alanlarından (ÖBA) biri olan ve turizmin yoğun baskısı altındaki Muğla ili pilot bölge olarak seçilmiştir. Muğla’nın ekonomik açıdan önemli tarımsal ürünleri arasında narenciye çeşitleri, üzüm, incir, badem ve zeytinin önemli bir yer tuttuğu; ayrıca Muğla’nın engebeli arazi yapısı ve küçük aile işletmelerinin çokluğu açısından tarımsal çeşitliliğin korunmasında öncelikli bir alan olduğu belirlenmiştir.
2006 yılında başlanan ön çalışmalar, Meyve Mirası Çalışma Grubu’nun 2007 Nisan ayında kurulmasıyla hızlanmış, son 6 ayda Muğla’nın 12 ilçesinden onunda ANG Vakfı desteğiyle alan araştırmaları gerçekleştirilmiştir. 28 meyve türünde bugüne dek 400’ü aşkın yerel meyve adı saptamış, bunlardan 200’ünün örnekleri alınmış, fotoğraflanmış ve ağaç formları kısmen doldurulmuştur. Aynı çeşitlere farklı köylerde başka isimler verildiğinden bunların bir bölümü birbiriyle örtüşecektir, ancak yine de belirli türlerde önemli bir kültürel zenginliğin korunduğu gözlenmektedir. Anadolu’nun kültürel ve tarımsal zenginliklerinden olan yerli meyve çeşitlerini saptamak için Muğla ili doğru seçilmiş bir pilot bölgesi olduğunu kanıtlamıştır. Aralık 2007 den başlayarak 1 yıl boyunca SGP ve diğer destekçilerin katkılarıyla belirlenen hedefler doğrultusunda arazi çalışmaları ve faaliyetler sürdürülerek doğa dostu tarım uygulamalarının ve yerel çeşitlerin saptanması, yerinde (in situ/ sıla) ve alan dışında (ex-situ/ gurbet) korunması, pazara yönelik çalışmalar yapılması öngörülmektedir.
Eğitim çalışmaları 2007-2008 öğrenim döneminde başlatılacak, ancak yöresel kırsal kalkınma ve ürünlerin pazarlanmasına yönelik faaliyetlere girişmeden, yerel köy çeşitleri envanterinin tamamlanmasına, ürün miktarlarının ve üreticilerin belirlenmesi ve yerel görüşleri almaya öncelik verilecektir.



Salı, Ağustos 21, 2007

AKSARAY- GÜLAĞAÇ HALK EĞİTİM MERKEZİ SEPETÇİLİK KURSU
2007'nin Nisan ayında Aksaray'ın Gülağaç (eski adı Ağaçlı) ilçesinde Halk Eğitim Merkezi'nde sepet kursu açıldığını duyunca gittim. 1994-95'te Demirci kasabasında ve çevre köylerde gördüğüm ve artık yapılmadığı söylenen o güzelim selelerin yapım tekniğini öğrenmek istiyordum. Hasır otundan (Typha sp.) kadınların bir kasnak çevresinde ördüklerini söyledikleri bu yöntem bildiklerimden farklıydı.

Gülağaç'a gittiğimde ilginç bir sürprizle karşılaştım. Daha önce Kayseri'nin Develi ilçesi Sindel köyü'nde özel bir örme tekniği kullanarak yine aynı ottan (Develi deyişiyle Kındıra) sepetler, seleler ören Süleyman Ilıpınar ustadan söz etmiştim. Gülağaç'ta karşımda usta öğretici olarak onu buldum. Hikayesi de ilginçti: Halk Eğitim Müdürü Sayın Bünyamin Eke, sepet kursu açmak isteyip de öğretici olarak yerli kadınları ikna edemeyince bir internet taraması yapıp benim bloguma rastlıyor, ve Kayseri'ye gidip Süleyman ustayla konuşarak onu 6 aylığına Aksaray'a yerli kadınlara kendi tekniğini öğretmesi için davet ediyor. Hem Süleyman usta için ilginç bir deneme, hem de yerel kadınlar için farklı bir tekniği öğrenme fırsatı veriyor bu kurs. Ancak sorun, Aksaray'a özgü yerli sele örme tekniğinin giderek unutulmakta oluşuydu. Kursa katılan hanımlardan Hatice Abay bana kendi teknikleriyle küçük bir sele örerek bu yöntemi başından sonuna gösterdi. Bünyamin Bey ayrıca beni Gülağaç'ta bu işi hala sürdüren, aslında yaptığı tüm ürünlerle gerçek bir sanatçı olan Saime Kartal'ın (69) evine götürdü. Saime hanım, sadece selelerini değil hasır, selevir (genelde ahırdan hayvan pisliğini tarlalara taşımak için kullanılan, hayvana yüklenen iki gözlü heybe benzeri) ve üzerlikten dizdiği nazarlıkları, yün heybelerini de gösterdi.
Bünyamin Bey bu yerel yöntemin de gençler tarafından öğrenilmesine çalışacağına söz verdi. Kendisinin de örmeyi öğrendiği yerli selelerin eskiden beri Gülağaç, Gülpınar (eski adı Hıcıp), Sofular (Sorsofu) ve Demirci çevresinde yapılmakta olduğunu, bir pazar bulunabilirse daha çok kadının bu seleleri örerek gelir elde edebileceğini anlattı.
Seleler bu bölgede geçmişte arpa, çavdar, buğday gibi ekinlerin, kuru fasulye (ağ pakla), nohut, kuru üzüm, iğde, erişte gibi erzakların saklanmasında kullanılmaktaydı. Hem örgü hava aldığı için hem de iklim kuru olduğundan böceklenme, küf olmazdı bu selelerde saklandığında. Günümüzde bu güzel selelerin yerini plastik kaplar, tenekeler ya da çuvallar aldı.

Ağustos başında, gelişmeleri görmek için tekrar Aksaray'a gittim ve Gülağaç'ı ziyaret ettim. Birinci dönem kursun bitimine birkaç gün kalmıştı ve ikinci dönem yakında başlayacaktı. Bünyamin bey bana bu dönemde örülen seleleri, sepetleri gösterdi. Bu mekanı tüm sepetseverlerin görmesini istediğim için bu resmi de sizinle paylaşmak istedim.

Gülağaç Halk Eğitim Merkezi'nin müdürü Bünyamin beyin gayretiyle gerçekleştirilen ürünlerin yarısı yerli, yarısı Süleyman ustanın sarma tekniğiyle yapılmıştı. Geleneksel tekniklerle eski formların yanı sıra yeni formlar da üretilmişti. Saksı altı, çamaşır sepeti, kuruyemiş- meyve- sebze sergileme sepetleri, meyvelikler hepsi birbirinden güzeldi. Bünyamin Bey'in bu işte gösterdiği çaba gerçekten örnek nitelikte. Kendisiyle yeni dönem kursa katılanların daha ince bir işçilikle ürünler üretebilmeleri için teşvik edilmesi gerektiğini, pazar bulma konusunda neler yapabileceğimizi konuşarak vedalaştık. Yeni dönem sonunda daha yüzlerce sepet üretilmeyi bekliyor. Gülağaç'ta kursa katılan tüm kadınlara, bu kursu düzenleyen, emeği geçen herkese ve kendi yöntemini Gülağaçlı kadınlara aktaran Süleyman ustaya teşekkürler.

Pazar, Mayıs 20, 2007









YENİ PROJE: MUĞLA’NIN YERLİ MEYVELERİ:
KÜLTÜREL MİRAS, VERİTABANI VE KORUMA PROJESİ


Ülkemizde yüzyılların emeğiyle geliştirilen yerli meyve çeşitlerinin hızla yok olduğu, doğal bitkilerimiz kadar insanların kültüre aldığı, yaratıcılarının isimleri (Keram nene payamı, Mustabey armudu, vb.) ya da yetiştirildiği yer ile anılan (örn. Kasaba kavunu) yerli ırkların da ülkemizin zenginliği olduğu düşüncesinden hareketle, meyve ırklarının yerli adlarıyla saptanması, tescili, yerinde korunması, değerinin anlaşılması ve yetiştirilerek pazara sunulması amaçlanmaktadır. Projenin bir pilot proje olarak Muğla ilinde başlatılması, veri tabanı geliştirilip alanda yöntemlerin sınanmasından sonra başka illere de yaygınlaştırılması hedeflenmektedir.

Kırsal nüfusun azalması ve yaşlı nüfustan oluşması, iç ve dış pazarın tek tip meyveye gereksinimi, makineleşme, standart yabancı türlerin tavsiyesi gibi çok çeşitli etkenler geleneksel yerli ırkların azalmasına, hatta bir kısmının tümüyle yok olmasına neden olmuştur. Pazarlarımızda geleneksel meyvelerimizin yerini yabancı türler almıştır. Yabancı çeşitlerle birlikte Türkiye'ye yeni bitki hastalıkları gelmekte, dışa bağımlı gübre ve tarım ihtiyaçlarına gereksinim artmaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımı ilerde daha da tehlikeli sağlık sorunlarına yol açabilir. Yerli kültür meyvelerinin ve doğru, doğa dostu yöntemlerin kullanımı, bunların yeniden kazanılması pek çok kazanımı da beraberinde getirebilir. İlaçlanmayan meyve ağaçlarından bal üretiminin artışı, yerel tadların geri gelişi, sağlıklı beslenme, enerji ve su ekonomisi gibi. Gelecekte tüm Akdeniz ülkelerinde önemli derecede su sıkıntısı sorunu olacağı öngörülmektedir. Yerel koşullara uyumlu yerli çeşitlerin korunmasının ve yerel tarım yöntemlerinin irdelenmesinin bu açıdan da önemi büyüktür. İklim değişimi bugün basında önemli gündem maddelerinden biridir. Gelecekteki sorunları yerel kaynakların daha iyi değerlendirerek aşmaktan başka seçenek yoktur.

Öngörülen projede Muğla’nın yerel meyve ırklarının bir kültür ürünü olarak saptanması, yerel kaynaklar ve geçim ekonomisi çerçevesindeki yeri, yerli ırkların yerel adlarıyla tescili ve yerinde korunarak yerel kalkınmaya destek sağlayacak bir unsur haline getirilmesi öngörülmektedir. Eğitim çalışmalarının ilköğretim düzeyinden başlatılması, tanıtım yapılması ve bazı uygun cinslerin ex-situ olarak başka illerde, örneğin İstanbul Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ile Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi’nde, ayrıca organik tarım yapan çiftliklerde üretilmesi sağlanmaya çalışılacaktır. Proje alan araştırması 2007 yaz aylarında Ali Nihat Gökyiğit Vakfı (ANG Vakfı) desteğiyle sürdürülmüştür. Aralık 2007 tarihinden başlayarak ANG Vakfı'nın yanı sıra Birleşmiş Milletler Küçük Destek Fonu (UNDP-GEF-SGP) ve Turkish Cultural Foundation desteğiyle çalışmalar devam etmektedir.

Proje Ekibi:
Dr. Z. Füsun Ertuğ (Proje Yürütücüsü) – Arkeolog, Etnobotanik araştırmacısı- Alan araştırmasının denetlenmesi, koordinasyon ve veri tabanı tasarımı.
Mary P. Işın- Gıda tarihi araştırmacısı- Tarihi kaynakların araştırılmasından sorumlu.
Esin A. Işın- Metalurji ve Malzeme Mühendisi- Alan araştırmacısı.
Elisabeth Tüzün- Orientalist, dilbilimci- Alan Araştırmacısı (Datça).
Prof. Dr. Neş’e Bilgin- Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü- meyve örneklerinin moleküler araştırması.
Salih Kanoğlu- Orman Mühendisi- Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi- Alan araştırmasında ve saptanan türlerin yetiştirilmesinde katkı.

desen: Belkis Taşkeser, özgün desen, 2007

Pazar, Mayıs 13, 2007

Foto: Dr. Harald Böhmer


JOSEPHİNE POWELL'in ardından...


Josephine'i 19 Ocak 2007'de son 17 yıldır yaşadığı Cihangir'deki evinde 87 yaşında kaybettik, 25 Ocak'ta Feriköy Protestan Mezarlığı'nda toprağa verdik. 30 küsur yıllık bir dostu, yol gösterici ve hocamı kaybettim onunla. Josephine, masmavi gözlerinde pırıldayan araştırıcı zekası, duyarlığı, gezgin ruhu, gözlemci yeteneği, aldığı yanıtlarla yetinmeyen, sürekli okuyan ve araştıran kişiliğiyle kendine özgü bir kadındı. Fotoğrafçıydı, sosyal bilimciydi, gezgindi... sıkı bir sigara tiryakisiydi, özellikle Doğu'nun tütünlerini sarardı birbiri ardına. Bir garip Amerikalı'ydı, Doğu dünyasının büyüsünü, renklerini, yüzlerini, tarihi anıtlarını fotoğraflayarak dolaşan... Köylerde, kasabalarda, kentlerde, --evlerde, camilerde, pazarlarda-- rastladığı eserleri (ahşap ya da taş nesneler, gümüş takılar, ipek ya da yün dokumalar, kilimler, cicimler, çoraplar, örtüler) okşarcasına sever, inceler, fotoğrafını çeker, kimini satın alırdı. Giderek ilgisini dokuma ürünler ve dokuma aletleri üzerine, özellikle göçer dokumalarına yoğunlaştırdı. Anadolu'yu dolaşıp izlerini sürdü farklı aşiretlerin, motiflerin, yaratıcı kadınların... bu kadınlara özgü el sanatının tarihçesine, onu yaratanlara, onların bu kilimleri, yaygıları, çuvalları nasıl dokuyup hangi renk ve motifleri yanyana getirdiklerine kafa yordu.


Bir kadın olarak onların yapıp ettiği diğer herşeyi de fotoğraflamaya özen gösterdi. 35-40.000 fotoğraftan oluşan Anadolu arşivi, peynir yapan, çamaşır yıkayan, yemek pişiren, ekmek eden, pamuk atan, çocuğunun saçını ören, oturup cigarasını tüttüren, pazarda alışveriş eden, gelin olan, kına yakan, kilim dokuyan, kahkaha atan, ip eğiren yüzlerce, binlerce kadın fotoğrafı içerir. Bu özelliğiyle de benzersiz bir arşivdir. Josephine, 30 yıldır Anadolu'da derlediği dokumalar ve etnoğrafik ürünlerden oluşan koleksiyonunu, fotoğraf arşivini, alan notlarını ve kütüphanesini 2000'de bir merkez oluşturmak üzere Tarih Vakfı'na bağışladı. 2003'de Darphane'de tek tek eliyle yerleştirdiği kilimlerden, çuvallardan, çadırlar ve kimi malzemeden oluşan kısa süreli koleksiyon sergisi büyük ilgi çektiyse de Josephine'in düşlediği bir Anadolu Halk Kültürü Araştırmaları Merkezi için gereken maddi kaynaklar ve mekan sağlanamadı. Powell, ölümünden kısa bir süre önce tüm koleksiyonunu, Tarih Vakfı'nın da onayıyla kendi adına sergilenmek üzere Koç Vakfı'na devretti.

18 Nisan- 2 Mayıs 2007'de Yıldız Sarayı Silahhane bölümü'nde açılan "Renklere Kavuşmak: Josephine Powell Koleksiyonu'ndan Anadolu Kilimleri ve Dokuma Aletleri Sergisi" Josephine'in yıllardır düşlediği, hazırlandığı XI. Uluslararası Doğu Halı Konferansı'na (ICOC İstanbul'07) yetişti. Dünyanın dört bir yanından bu konferans için İstanbul'a gelen dostları, arkadaşları, onu göremese de, onun büyük bir emekle derlediği, herbiri ince bir işçilik, yaratıcılık, renk kompozisyonu ve bütünlük içeren

dokumalarının büyük bölümünü onarılmış halde görebildiler Silahhane'de. Bu çalışmaya emeği geçen herkesin eline sağlık. Koç Vakfı ve Sadberk Hanım Müzesi yönetimi, sergiyi yetiştirerek ve katalogları yayımlayarak önemli bir ilk görevi başarıyla tamamladılar. Umarım Josephine'in bu önemli bağışı, özellikle çok değerli fotoğraf arşivi ve alan notlarının tümü araştırmacılara bir an önce açılabilir. Hızla yitirilen Anadolu kültürel mirası üzerine çalışmak isteyecek araştırmacılar için Josephine'in koleksiyonu çok değerli bir kaynak; ayrıca onun tek başına neler derlemiş olduğunu görmek önemli bir motivasyon kaynağı olabilir.

Josephine, bence misyonunu henüz tamamlamadı, araştırmacı ruhu Cihangir'de, Göztepe'de, çok sevdiği yaylalarda, çadırlarda, çarşılarda dolanıp duruyor... ve hepimizi çağırıyor: "hadi, kentte oturup kalmayın, Anadolu'ya gidin, konuşun, bakın, araştırın, yazın...." Evet Josephine, haklısın...

Cumartesi, Aralık 23, 2006


ICEB 2005 PROCEEDINGS (BİLDİRİLER KİTABI) YAYIMLANDI

21-26 Ağustos 2005'te Yeditepe Üniversitesi'nde gerçekleştirilen IV. Uluslararası Etnobotanik Kongresi'nde sunulan bildiriler, posterler ve sepetçilik sergisi kataloğu Aralık 2006'da Ege Yayınları tarafından yayımlandı. ISBN:975-807-153 X
Tamamı İngilizce olan kitapta 45 sözlü, 62 poster sunum ile 4 plenary konuşma ve Dünya Sepetçiliği Sergisi (“Baskets of the World: The Social Significance of Plaited Crafts”) konusunda 29 katkı ile sergide yeralan sepetlerin kataloğu da yer almakta. 700 sayfa, Fiyatı yayıncısından: 50 YTL. Aşağıdaki adreste kitabın içeriğini de görebilirsiniz.

Yayın ısmarlama adresi: http://www.zerobooksonline.com/tr/product_details.asp?cat=&subcat=&product=1481&highlite=ICEB

Zero Yayıncılık/ Ege Yayınları
Aslanyatağı Sokak, Sedef Palas, 35/2
Cihangir 34433 İstanbul
tel.0212 244 7521
Sipariş için:
Ahmet BORATAV
Fax: +90 212 244 32 09
E-mail: aboratav@gmail.com
www.zerobooksonline.com

Pazartesi, Eylül 04, 2006


SULTANSAZLIĞI, SİNDELHÖYÜK SEPETLERİ-SELELERİ
Son yılların en keyifli gezilerinden birini yaptım geçen hafta. Kendimi evimde hissettiğim Aksaray ve Niğde'den sonra Kayseri'nin Develi ilçesine gittim. Botanikçi Mehtap Öztekin ve anneannesinin rehberliğinde Develi'yi gezdik. Sindelhöyük'de Süleyman ustayı bulduk ve onun kındıra'dan (Typha) sele-sepet örüşünü izledik. Kol tekniğiyle bir araya getirdigi kındıra demetlerini yine kındıranin özü ile bağlayarak yeni formlar, biçimler yaratışını gözlemledik. Baba mesleğini yaklaşık 30 yıldır sürdüren Süleyman usta ve eşi Firdevs bize sanatlarını cömertçe gösterdiler, deneme yapmamıza olanak verdiler. Bu el sanatının günümüzde ortadan kalkan uygulama alanlarının (erzak selesi, bok sepeti gibi) yerine yeni kullanımlar yaratmaları hem yerel el sanatlarının korunması hem de yerel ekonominin ve doğal kaynakların geliştirilmesi adına çok sevindirici.
Umarım sepet sergisi projesini gerçekleştirebilir ve Süleyman usta gibi sanatını sürdüren ustaların bu el sanatlarından gelir sağlamasını ve yeni ustaların yetişmesini sağlayabiliriz.

Salı, Ağustos 08, 2006
















Bir etnobotanikçi gözüyle Fas (Morocco)
EARTH (Early Agricultural Remnants and Technical Heritage) Projesi'nin aletler ve tekniklerle ilgili 2. grubunun 2. atelyesi 25-28 Mayıs 2006'da Fas'ta yapıldı. Agadir'de buluşan gruba 1. grup eşbaşkanlarından biri olarak ben de katıldım. Tafroute'da iki farklı mekanda yapılan çalıştayın ertesinde bir günü de Taroudant kentinde geçirdik. Böylece 6 günde 3 az bilinen Fas kentini kısmen ziyaret etme fırsatım oldu, buna karşın Marakeş, Fez gibi Fas'ın önemli kentlerini göremedim. Yine de gördüklerim, yaşadıklarım, tattıklarım öylesine değişik, görkemli ve büyüleyiciydi ki bunların bir kısmını paylaşmak istedim.
Çarşılar: Agadir ve Taroudant'ta iki suk (kapalı çarşı) gezme şansım oldu. Agadir'de yaklaşık 150-200 dükkanlı görece küçük ve modern bir kapalı çarşı vardı, büyük bölümü gıda (sebze, meyve, baharat, et ve balık), giysi ve modern ev eşyası dükkanlarından oluşan çarşıda birkaç antikacı da vardı. Gümüş takılar, eski araç-gereçler, kutular, sepetler ve Fas'a özgü çanaklar gördük. En hoş görüntüler yiyecek satan bölümdeydi... Bende renk cümbüşü duygusunu yaratan özellikle iri demetler halinde satılan havuçlar, çaya katılan taze nane demetleri, büyük bal kabakları, baharatçıların ve zeytincilerin tezgahları ve şerbet satan adamdı. Satıcıların çoğu erkek olmakla birlikte yukarıda resmi görülen kına satan kadın gibi bazı tekil kadın satıcılara da rastladık. Çarşıda ilginç görüntülerden biri canlı küçük su kaplumbağalarının, her boydan kara kaplumbağalarının, kurbağa ve kertenkelelerin de satışta olmasıydı. Bunların neden satıldığını, kimin aldığını sorduğumuzda bahçede beslenmek üzere alındığı söylendi. Sepet seven biri için Fas çarşıları bir cennet: her boyda, desende sepetler, küfeler ve deve biçiminde sepet örgüsü nesnelere rastladım. Baharatçılar her türlü tanıdık kokunun yanı sıra, tanış olmadığım tad ve kokular içeriyordu. Bir baharatçının Berber çayı ikramını kabul edip tezgah arkasına oturduğumuzdan az sonra kendimizi 40 çeşit olduğu söylenen ve ete katılan bir baharat karışımından, yine içinde en az 40 çeşit olan bu kez balığa katılan karışımdan, Berber çayından, zafran (safran) ve ancak gelince ne olduğunu anladığım zencefilden küçük paketler tarttırır bulduk. Baharatçının tavanından sarkan sepetlerden ikisi de çıkarken omzumda asılıydı. Aldıklarımızın parasını öderken adet üzere sıkı pazarlık yapmamıza karşın yine de oldukça fazla para ödediğimiz söylendi Faslı arkadaşlarımız tarafından. Zerdeçal'ı alırken kokusu tanidik geldi ama Curcuma ya da Turmeric dedikleri bu baharatın zerdeçal olduğunu anlamam için geldiğimde kaynaklara bakmam gerekti. Hemen her yemeğe kattıkları zerdeçal'ı ne denli az kullandığımızı düşünüp üzüldüm. Taroudant çarşısı ise çok daha eski ve görkemliydi, kaç kez kaybolduğumu hatırlamıyorum. Daha çok antikacı, halıcı, sepetçi, bıçakçı, derici, gümüşçü gezdik bu çarşıda. Ayrıca Taroudant'ın ünlü deri tabakhanelerini de ziyaret ettik.

Kazbah: Fas mimarisinin en ilginç örneklerinden biri hiç şüphesiz kazbah denilen yerleşimler. Bir aile ya da klana ait olan bu kalemsi yapılar yüksekçe tepelere ya da yamaçlara kurulmuş. İçlerinde çok sayıda taştan örülmüş 2-3 ya da dört katlı evler var. Düz damlı evlerin teraslarından tüm ova izlenebiliyor. Avlular, dar sokaklarla birbirine bağlanıyor. Hayvanlar da evlerin alt katında yaşıyor. Bizim atelye çalışması yaptığımız Kazbah Tizourgane, Agadir'in 100 km güneydoğusunda, Tiznit- Tafroute yolundaydı. İçinde aynı aileden 8-10 hane yaşıyor, ancak evlerin büyük bölümü boştu. Uzun süredir gençlerin yurtdışı ya da büyük kentlerde çalışması nedeniyle bu yapılar terk edilmiş, şimdilerde onarılarak turizme açılmaya başlanmış. Burada argan yağı imalatını gözledik.

Argan yağı:
Sadece Fas'ın güneybatısında 700-800.000 hektarlık bir alanda yetişen argan ağaçlarının (Argania spinosa) iri yeşil zeytin büyüklüğündeki meyvelerinden argan yağı denilen, yemeklerde kullanılan bir yağ çıkarılıyor. Zeytin ağaçlarına benzer bu ağaçlar Fas'ın bu bölgesinde görülen hemen tek ağaç. Yağ, bu meyvelerin sert çekirdeklerinin içindeki bademe benzer iç kısmından elde ediliyor. Çekirdekler kadınlar tarafından tek tek elle kırılıp çıkan iç kısmı kavruluyor ve sonra taşta (eldeğirmeni) öğütülüyor. Elde edilen koyu sıvı suda yoğurularak posası alınıyor ve kalan posa da hayvan yemi olmak üzere kurutuluyor. Yol boyunca ağaçların bölgede bol olan keçi sürüleri tarafından sevilerek yendiğini, hatta pek çok keçinin yapraklarını yemek için ağaçlar üzerinde olduğunu da gördük. Argan yağının imalatını izlerken, bu yağın hem çok yararlı, besleyici olduğunu hem de ilaç ve kozmetik kullanımları olduğunu öğrendik. Ancak uzun işlemler gerektirdiği için üretimi azalan, hatta tamamen duran bu yağ şimdi yeni oluşturulan kadın kooperatifleri tarafından ihraç edilmek üzere üretilmeye başlanmış. Bu konuda daha fazla bilgi için şu sayfaya bakılabilir: http://www.sofadisargan.com/En/Aceite%20de%20Argan.html

Orta Anadolu'da bir zamanlar yemeklerde kullanılan, keten tohumu (zeyrek), hardal ve ızgından elde edilen beziryağının da benzer şekilde 1970'lerde üretimi durdu, umarız bu besleyici ve aynı zamanda tıbbi yağ bizde de yeniden üretilmeye başlar, atıl durumdaki bezirhanelerin son örnekleri de böylece işleve kavuşur.

Sepetçilik: Yakarıda çarşılar bölümünde Agadir çarşısında gördüğüm sepetlerden söz etmiştim, ancak Taroudant yolunda gördüğüm sepetçiler bugüne dek görmediğim nice ürünü ve yapılışını görme fırsatı verdi. Kamış, saz ve muhtemelen söğütten hasırlar, sepetler, kovanlar, perdeler ve iskemlelerin yanı sıra evlerin avlularında ya da bahçe ve tarlalarda kullanmak üzere küçük kulübeler de örmekteydiler.

Çarşamba, Haziran 14, 2006


Buldan-Denizli'de EARTH atelyesi
3-6 Mayıs 2006
EARTH (Early Agricultural Remnants and Technical Heritage) Projesi çerçevesinde Türkiye dahil 13 ülkeden 22 bilim insanının katıldığı bir atelye (workshop) çalışması Mayıs başında Buldan'da gerçekleştirildi.
Çalışma konusu: tarım topluluklarında yabani bitki kullanımı idi. Konuklar Sarayköy'de Başoğlan Umut Termal Otel'de ağırlandı. Atelye sırasında Buldan pazarı ve Yayla Gölü çevresi köyleri gezilerek tarımsal çalışmalar izlendi, doğadan bitki toplanması konusunda bilgi alındı, toplanan bitkiler ve sunulan yerel yemekler tadıldı. Buldan çarşısındaki Ağam Restoran ve Yayla Gölü'ndeki Cafer Baba konuklara çağla dövmesinden otlu pideye, balcan-soğan'dan tahinli pideye ve saç tavadan dürüme dek her türlü yerel lezzeti güleryüzle sundular.



3 günlük atelye çalışması Buldan Halk Kütüphanesinde toplam 4 oturum olarak yapıldı ve 16 bildiri tartışıldı. European Science Foundation (ESF) tarafından desteklenen atelye çalışması sırasında Buldan Kaymakamlığı, Halk Kütüphanesi Müdürlüğü, Buldan Doğal Hayatı Koruma Derneği ve Ali Tunaboylu Meslek Lisesi desteklerini esirgemedi. Ali Tunaboylu öğrencilerinin, okul müdürü Perihan Ertan yönetiminde Buldan kumaşlarıyla hazırladığı defile, yerel dans gösterisi ve ikram muhteşemdi. Doğal Hayatı Koruma Derneği üyeleri de başta Sait Yalçın, Özcan Durusoy ve Salih Atlamaz olmak üzere atelye çalışmasını baştan sona izlediler, Buldan'i gezdirdiler ve her türlü organizasyonda aktif rol aldılar. Cuma günü Denizli Mantar restoranda yenilen öğle yemeğinden sonra Pamukkale ve Hierapolis gezisi ile program tamamlandı.


SUNUMLAR:
3 Mayıs 2006, Çarşamba Halk Kütüphanesi
1. OTURUM: 10:30-12:30
Füsun ERTUĞ ve Leonor PEÑA-CHOCARRO: Açılış, Hoşgeldin konuşması ve genel tartışma konuları sunumu
Konuşmacılar :
ERTUĞ, Füsun
The factors affecting the continuity of gathering: The case of Buldan (Denizli-Turkey)
PALMER, Carol
Wild Plant Foods in the Southern Levant HAJNALOVÁ, Mária
Wild plants for food and medicine: differences between the use of wild plants by Slovak and German minorities living in the central Hungary
CRUZ GARCÍA, Gisella
Children’s knowledge and valuation of wild food plants: an educational programme with tribal and non-tribal children in Wayanad, Western Ghats, India
SELLEGER, Camille
The exploitation of wild resources in the Dogon country (Mali, West Africa)

2. Oturum: 14:00-17:00 Arkeolojik örnekler
POLLMANN Britta, and Stefanie JACOMET
Availability and storage of gathered plants, timing and areas of collection, as well as their role in maintaining the stability of the agricultural system: Some examples from Neolithic lakeshore settlements North of the Alps (ca. 4300-2500 BC)
CHEVALIER, Alexandre
Wild plants in prehistoric archaeological context: assessing their meaning
SCOTT- CUMMINGS, Linda
Minor Crops: Constancy and Nutrition
MORALES, Jacob
The role of wild plants foods in the pre-Hispanic occupation of the Canary Islands: evidence from archaeobotanical, ethnohistorical and ethnographical sources
PEÑA-CHOCARRO, Leonor and Lydia ZAPATA
Human use of acorns in Northern Iberia: archaeological end ethnographic data
PREISS, Sidonie, and Julian WIETHOLD
The use of wild plants in medieval and early modern North western Europe, based on archaeobotanical finds and written sources

4 Mayıs 2006 Perşembe – Buldan Halk Kütüphanesi
3. Oturum: 15:00- 17:00 Etnoarkeoloji- tarih
ANDERSON, Patricia C.
An ethnoarchaeological view of the uses of a special wild grass in Northern Tunisia
BOUBY, Laurent
The role of wild trees and shrubs in the cultivation of fruit trees during medieval times: an interdisciplinary approach.
DÖNMEZ, ALİ A.
Grafting applications in Anatolia
MAI, Bui Ti
The manufacture of oil of mastic tree (Pistacia lentiscus- Anacardiaceae) ROTTOLI, Mauro
Vegetables soups coming from the past
GRIFFIN-KREMER, Cozette
'A neighbourly interest' in furze (Ulex) and nettles (Urtica) in the BritishIsles

5 Mayıs 2006, Cuma -- Buldan Halk Kütüphanesi
4. Oturum: 9:00- 12:00 Tartışmalar ve kapanış

Pazartesi, Mayıs 15, 2006

Yurtiçi Sunumlar
1) Contemporary Plant Gathering in Central Anatolia: An Ethnoarchaeological and Ethnobotanical Study. IVth Plant Life in Southwest Asia Symposium, 21-28 Mayıs 1995, İzmir.
2) Plant Gathering as a part of Women's Knowledge. 18th Mediterranean Conference, IRCICA, 11 Temmuz 1996, İstanbul.
3) Women as Gatherers of Wild Food Plants. Forum 97: Conservation and Development Forumu, 16-21Kasim 1997, İstanbul.
4) Useful Plants of the Past and the Present. British Institute of Archaeology at Ankara, Research Seminar, 15 Nisan 1998, Ankara.
5) Uslu Köy Çömlekçiliği (Pottery tradition of Uslu Village). Fransız Anadolu Arastırmaları Enstitüsü, Atelier "Methodes D'Analyses en Archéologie: Céramiques et Sociérés II", 26 Ocak 1999, İstanbul.
6) Bodrum'un Yararlı Bitkileri, Atatürk İlköğretim Okulu, 22 Nisan 2000, Dünya Günü Etkinlikleri, Bodrum-Muğla.
7) Bodrum'un Yararlı Bitkileri, Ilıcak İlköğretim Okulu, 30 Nisan 2001, Gündoğan- Bodrum.
8) Aksaray ve Bodrum'da Etnobotanik Çalısmalar. Anadolu Üniversitesi, Tibbi ve Aromatik Bitkiler Araştırma Merkezi Semineri, 14 Şubat 2002, Eskişehir.
9) Tarım Topluluklarında Yabani Bitki Toplamacılığı, Fransız Anadolu Arastırmaları Enstitüsü, Atelier "Methodes D'Analyses en Archéologie: Programme 2002", 26 �?ubat 2002, İstanbul.
10) Bodrum Yöresi Halk Tıbbında Yararlanılan Bitkiler, XIV. Bitkisel İlaç Hammaddeleri Toplantısı, Anadolu Üniversitesi, 29-31 Mayıs 2002, Eskişehir.
11) Wild Edible Plants of the Bodrum Area (Muğla, Turkey), VIth Plant Life of Southwest Asia Symposium, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 10-14 Haziran 2002, Van.
12) Buldan'da Yararlı Bitkiler Araştırması, Ahmet Tuncay İlköğretim Okulu, 23.10. 2002, Buldan-Denizli.
13) Buldan Yararlı Bitki Araştırmaları, Ali Tunaboylu Anadolu Lisesi, 24.10.2002, Buldan- Denizli.
14) Anadolu'da Etnobotanik Araştırmaları, Yeditepe Üniversitesi, Antropoloji Kollokyumu, 25 Kasım 2002, İstanbul.
15) TÜBA-TÜKSEK ve Bir Kültür Değeri olarak Etnobotanik, 3. Buldan Dokuma, Kültür ve El Sanatları Festivali, 6-8 Haziran 2003, Buldan- Denizli.
16) Buldan 2002 Yılı Etnobotanik Araştırmaları, TÜBA- TÜKSEK 2002 Çalışma Sonuçları Toplantısı, TÜBA İstanbul Ofisi, 21 Haziran 2003, İstanbul.
17) TÜBA-TÜKSEK Etnobotanik Atelyesi Sunumu-Alan Araştırma Yöntemleri, 15 Mayıs 2004, TÜBA İstanbul Ofisi, İstanbul.
18) Buldan' da Halk Tıbbı Uygulamaları, İstanbul Üniversitesi Geleneksel Halk İlaçları Araştırma Merkezi, 03 Aralık 2004 Eczacılık Fakültesi İstanbul.
19) Geçmişten Günümüze Ege-Akdeniz Kültüründe Doğadan Gıda olarak Yararlanma, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, Salı Toplantıları, 4.01.2005, Sermet Çifter Salonu, İstanbul.
20) Geçmiş Dönemlerde Bitki Kullanımı: Araştırma Yöntemleri, Örnek Veriler, İstanbul Teknik Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Pazartesi seminerleri, 18.04.2005, İstanbul.
21) Botanik Bahçelerinde Bitkisel Malzeme Koleksiyonları: Kültüral ve Biyolojik Miras Açısından Önemi, I. Ulusal Botanik Bahçeleri Sempozyumu, 26-27 Mayıs 2005, Ege Üniversitesi, İzmir.
22) The factors affecting the continuity of gathering: The case of Buldan (Denizli-Turkey), EARTH Buldan 2.nd Workshop of Team 1, 3-5 Mayıs 2006, Buldan-Denizli.
23) Current Challenges and Issues Related to Ethnobotany, folk knowledge and Cultural Heritage in Turkey, Christensen Fund Yöneticilerine Sunum, 22 Ağustos 2006, Arcadia Oteli, İstanbul.
24) Etnobotanik Atelye sunumu, TÜBA İstanbul Ofisi 6 Ekim 2006, İTÜ, İstanbul.
25) Doğa Tarihi Müzesi’nde Kültür Tarihi’ne Yeraçmak: Arkeobotanik, Arkeozooloji ve Etnobotanik Koleksiyonlarının Yeri, 2. Ulusal Doğa Tarihi Kongresi, 3-4 Kasım 2006, Ankara.
26) Geçmiş dönemlerde bitki kullanımı : araştırma yöntemleri, örnek veriler, İstanbul Üniversitesi Prehistorya ABD. Etnoarkeoloji Dersi Seminer, 11 Nisan 2007.
27) Geleneksel tatlardan profesyonel mutfaklara, Geleneksel Lezzetler Şenliği
24-27 Mayıs 2007, Sivas.
28) Kültür Mirası Olarak Etnobotanik, Antalya Kent Müzesi Projesi, 18 Eylül 2007, Akdeniz Üniversitesi, Antalya.
29) Muğla Meyve Mirası Projesi sunumu, UNDP-GEF-SGP Komite toplantısı, 18 Ekim 2007, Ankara.
30) Muğla’nın Yerli Meyve Mirası, Organik Tarım Kongresi, Bahçeşehir üniversitesi, 19-20 Ekim 2007, İstanbul.
31) Etnobotanik miras kavramı ve bu mirasın kent müzelerinde sunulması, Antalya’nın Doğası Atölyesi, Antalya Kent Müzesi Projesi Hazırlık Atölyeleri: 3, 9 Şubat 2008, Antalya.
32) Bodrum Etnobotanik Mirası ve Meyve Mirası, TMMOB Bodrum Yarımadasının Çevresel ve Yapısal Geleceği Sempozyumu, 6-9 Mart 2008, Bodrum-Muğla.
33) Muğla ili Meyve Biyoçeşitliliği, TAGEM Doğal Kaynaklar ve Çevre Program Değerlendirme Toplantısı 2008, 10-14 Mart 2008, Antalya.
34) Anadolu'da Geçmişten Bugüne Baklagiller, I. Leguminosae Çalıştayı, 11-13 Nisan 2008, Şanlıurfa.
35) Muğla İli Meyve Biyoçeşitliliği, Biyolojik Çeşitlilik ve Tarım Paneli, Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü, 22 Mayıs 2008, Ankara.

Cumartesi, Nisan 01, 2006

Etnobotanik Nedir?
Etnobotanik, kısaca insan-bitki ilişkilerinin incelenmesi olarak tanımlanabilir. İlişki deyince elbet bu işin içine karşılıklı kullanım, etkileşim, üretim ve tüketim girmektedir. Binlerce onbinlerce değil, yüz binlerce, hatta milyonlarca yıldır bitkilerden yararlanıyoruz. Biz onları kullanıyoruz, bitkiler de bizi... etkileşim karşılıklı... biz yeni kullanımlar bulup, bitkileri bu amaçla toplayıp tüketmeye başlıyoruz, onlar buna yanıt olarak mutasyona uğruyor, yeni etkin maddeler geliştiriyor, tadlarını, biçimlerini, renklerini, boyutlarını değiştiriyor, dikenler büyütüyor, ya da tükeniyor...
Bize gerekli olduğunu düşündüklerimizi üretiyoruz, onları üretime alıp çoğaltmak için toprağı sürüp hazırlamak, diğer bitkilerden arındırmak, sulamak için emek harcıyoruz. Bu hazırladığımız alanlara, bitki tohumlarını, fidelerini ekerek, bakımlarını yaparak, onları zararlılardan koruyarak bir türün çoğalmasına hizmet ediyoruz. Buna karşılık onlar da ürünlerini, meyvelerini, yapraklarını, tohumlarını, yumrularını bize gıda, ilaç, lif, yakacak, yem, kap-kacak, barınak ve benzeri hammaddeler olarak sunuyor... soluduğumuz oksijeni bile borçlu olduğumuz bitkiler, güzellikleriyle, kokularıyla da bizi etkiliyorlar: bahçelerimizi parklarımızı onlarla süslüyor, sanatta, müzikte, yazılı kültürde onlardan çok değişik şekillerde yararlanıyor, etkileniyoruz. İşimize yaramadığı, hatta zarar verdiği düşünülen arsız otları tüketmek için de insanoğlu pek çok araştırma yapıyor, para ve emek harcıyor.
Bu arada henüz etkin maddelerini ya da olası kullanımlarını bilmediğimiz ya da bir zamanlar belki bazı gruplar tarafından kullanıldığı halde kayıtları tutulmamış yüzlerce-binlerce bitkinin nesli, bizim doğada bilinçsizce bıraktığımız ayak izleri sayesinde tükeniyor. Hızlı nüfus artış hayvan ve bitki türlerinin sayısını dramatik bir biçimde azaltıyor. Harvard Üniversitesi biyologlarından Edward Wilson’a göre her yıl yağmur ormanlarındaki 27.000 tür yok oluyor. Saat başı üç tür demektir bu! Doğa koruma ve bio-çeşitlilik çalışmaları ile etnobotanik çalışmaları birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Zira kırsal kesimde bitkilerle sürekli ilişkide bulunan insanların bu konudaki bilgi dağarcıkları halen vazgeçilmez önemdedir.
İnsanlığın uzun tarihinde tarım, görece olarak yeni bir olgudur ve kullanılan tüm bitkilerin sadece küçük bir bölümü ekilip biçilmektedir. Dünya yüzünde bilinen tüm yüksek bitki sayısı farklı kıstaslara göre değerlendirildiğinde 250.000 ile 750.000 arasında bir sayı verilmektedir. Bunların sadece 3000'inin yenebilen bitkiler olduğu, buna karşılık 200'ünün tarıma alınmış olduğunu bilmek bu konuda bir fikir verebilir. İnsanlar, özellikle kırsal kesimde, halen pek çok yabani bitkiden yararlanmayı sürdürmektedir.
Geçmişte bitkilerin çok daha önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Tarihi bilgilerimizi yokladığımızda pek çok keşfin, örneğin Amerika kıtasının keşfinin bile Marko Polo’nun 13. yy.da gözlemlediği ‘Baharat Adalarına’ ulaşmak için yapıldığını görürüz. Bitkilerden bazıları bir kıtadan diğerine taşınmış, kimisi ulusların kaderini belirlemiş, mutfak kültürlerini değiştirmiş, beslenmelerini, ısınmalarını, bulaşıcı ölümcül hastalıklardan korunmalarını sağlamıştır.
Her ne kadar bugünkü modern yaşamda, kullandığımız bitkilerin kökeni ve varlıkları çok önemli gibi görünmese de bitki ürünleri petrol kadar stratejik bir önemdedir. Gelecekte fosil yakıtlar azaldığında bu önemleri daha da artacaktır. Bugünkü dünya ekonomisinde buğday, pirinç, kauçuk, tütün, haşhaş, kinin gibi gıda, endüstri ve ilaç ürünlerinin ne kadar yer tuttuğunu düşündüğümüzde bu önemi yeniden anımsarız.
Biz burada etnobotaniğin ne olup ne olmadığını tartışırken pek çok uzman bitkileri topluyor, araştırıyor, genetik değişim çalışmaları yapıyor, etkin maddelerini taklid ediyor, sentetiklerini üretiyor. Bunlardan bazılarını yiyor, bazılarını giysi olarak giyiyor, bazılarını uyuşturucu olarak kullanıp bağımlılıklar geliştiriyoruz. Onları sadece gündelik yaşamımızda gıda, ilaç, yakacak gibi maddi ögeler olarak kullanmakla kalmıyor, onlara içinde olduğumuz kültüre, dine ya da dünya görüşüne bağlı çeşitli anlamlar, tinsel değerler yüklüyoruz. Bazılarının uğur, bazılarının bereket getirdiğine, bazılarının nazardan koruyucu olduğuna inanıyor, büyülerde, tütsülerde, nazarlıklarda ya da sevgimizi ifade için kullanıyoruz.
Her kültür, çevresinde bulduğu, yetiştirdiği ya da takas yoluyla sağladığı bitkileri kendi kültürü çerçevesinde kullanıyor. Bir bitkinin o çevrede yaşayan insanlar tarafından kullanılıp kullanılmayacağını neler belirliyor? Örneğin yenilebilen, tadı güzel olan, bir toplumda çok sevilen bir ot, bir başka yerde yine çok bulunabildiği halde yenmiyor. Neden? Bir yörede ilaç olarak toplanan bir bitkiyi, diğer bir yerde neden kimse kullanmıyor? Bu soruların yanıtlarını belki kimse tam olarak bilmiyor, zira kültür çok karmaşık bir olgu, pek çok parametresi var. Ancak bir kültürü oluşturan ögeleri, tatları, kültürel değerleri, onların o bitkiye yüklediği anlamları anladığımızda bazı soruların o bölge için yanıtlarını bulabiliriz.
Anna Lewington 2003’te yayımlanan Plants for People kitabında şöyle diyor: “Sadece yaşamımızı destekleyen pek çok şeyin kökeni konusunda değil, bunları sağlayan insanlar ve çevreler konusunda da ne denli duyarsız olduğumuzu da bu alandaki çalışmalar sırasında fark ettim. Özellikle bitkilerin endüstriyel kullanımlarının çevre üzerindeki yansıması ve geleneksel olarak tarımı yapılanlar dahil bir çok canlı türü üzerinde (bitki ve hayvan) giderek artan tehdit kaygı verici. Ancak her şeyin ötesinde insanlar için kaygılıyım: dünya yüzündeki milyonlarca insan için... Emeğinden yararlandığımız, topraklarını ellerinden aldığımız, sağlıklarını etkilediğimiz, bilgilerini talan ettiğimiz ve bitkisel kaynakları doymak bilmez şekilde tüketerek yaşamlarını kısıtladığımız insanlar için. Kitlesel olarak üretilen bitkisel ürünlerin tüketicileri olarak, genellikle istemeden neden olduğumuz ve bilinçsizce sürdürdüğümüz, sosyal ve çevresel bağlamdaki “ayak izlerimize” ilişkin verileri ortaya koymaya çalıştım. Örneğin, Kosta Rika’ da muz üreticilerinin tarımsal kimyasallar yüzünden zehirlenmeleri ya da Endonezya yağmur ormanlarının büyük bölümünün ucuz margarin ve sabun imalinde kullanılan Afrika yağ palmiyesi üretimi için tahribi, bu ürünleri aldığımızda verilen fişlere yazılmayan bedellerdir.”
Anna Lewington’un kaygılarına katılıyorum. Bilimsel bir çalışma yaparken sadece öğrendiklerimizi kaydetmek ve yazıya dökmek, yayına dönüştürmekle yetinmememiz gerektiğini, bu bilgileri öğrendiğimiz kişilere karşı da sorumluluklarımız olduğunu, öncelikle bu bilginin onların bilgisi olduğunu ve bizim görevimizin bu bilgiyi onlar adına yazıya dönüştürmek olduğunu unutmamanızı söyleyeceğim. Bir biçimde daha çok kişinin bu bilgiden yararlanması, ancak bu yararlanmada onları öğrendiğimiz kişilerin önceliğinin unutulmaması, onlarla tüm sonuçları paylaşmamız gerekir. Sıradan bir tüketici olarak da daha dikkatli ve duyarlı olmamız gerektiğini öğretiyor bu çalışmalar. Hem çevreye, hem bitkilere, hem de onlardan yararlanan ve yararlanacak bugünkü ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluklarımızın bilincinde olmamız gerek.
Etnobotanik çalışmalar, son yıllarda giderek önem kazanan disiplinler- arası dallardan biri. Antropoloji, insan kültürlerinin her alanını kapsadığından bitki-insan ilişkilerinin irdelenmesi de antropolojinin alanına giren konulardan. Ancak bu alan, sadece antropologların değil, botanikçi, eczacı, arkeolog, genetikçi, çevre bilimci ve bitki kimyası ile ilgili çalışanların da ilgi alanındadır. Her uzman kendi yöntemleriyle, ancak diğer bilim dallarından uzmanlarla ortaklaşa çalışarak, bu ilişkinin farklı boyutlarını ortaya çıkarabilir. Bir etnobotanik çalışmada ideal olan da tüm bu uzmanlarla ve halkla iyi bir iletişim içinde olmaktır.
Halkın binlerce yıldır kullandığı tüm yabani bitkilerle tarıma alınmış bitkilere ait bilgiler, bunların toplanma ve işlenme teknikleri etnobotanik kapsamına girmektedir. Ülkemizde etnobotanik çalışmaları, özellikle tıbbi bitkiler alanında yoğunlaşmıştır. Bu alanda oldukça çok sayıda çalışma yapılmış olmakla birlikte yine de alan çalışmalarında her gün yeni yeni tıbbi bitkiler saptanabilmektedir.
Kırsal kesimde yabani ot, kök, meyve ve mantarların gıda olarak yoğun olarak kullanıldığını biliyoruz. Birkaç yıl önce yaptığım bir kaynak taramasında kendi bulduklarım da dahil olmak üzere 1000'e yakın bitkinin ülkemizde gıda olarak kullanıldığını gördüm. Yaprakları, kökleri, yumruları, sapları yenenler kadar içilenler –çay ve salep bitkileri-, sakız ve tadımlık yenen çiçekler ve bitki olmamakla birlikte yenen yabani mantar türleri de bu sayıya dahildi. Ancak bu liste sanırım pek çok eksik içermektedir ve bu alandaki çalışmalar arttığında belki 2000'e yükselecektir. Ayrıca gıda olarak kullanılan bitkilerle tıbbi kullanımları olanlar arasında büyük bir örtüşme vardır. Halkın “şifalıdır, her derde devadır, yılda en az bir kez yemelidir” diyerek, binlerce yıllık bir deneyimle yemeyi sürdürdüğü bu bitkiler grubu özellikle incelenmeye değer. Yenen bitkilerle ilgili tarama yaparken, halk tıbbı araştırmalarında Ebegümeci/ Malva, Isırgan / Urtica gibi bitkilerin tıbbi bitkiler arasında sayılarak, ‘dahilen' kullanıldığı belirtilmekteydi: yani gıda olarak tükettiğini söylüyor halk! Bu tür bitkiler, özellikle belli rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanıldığı gibi, bugün antioksidan denilen hastalıklardan koruyucu, bağışıklık sistemini geliştirici amaçlarla da kullanılmaktaydı. Bugün bu bilgileri yeniden keşfediyoruz.
Gıda ve ilaç en önemli iki temel kullanım alanı olsa da, bunlar dışında da halkın yakacak, hayvanları için yem ve inşaattan el sanatlarına, biyolojik mücadeleden sosyal kullanımlara dek çeşitli alanlarda bitkilerden yararlandığını, bu konuda büyük bir bilgi birikimine sahip olduklarını da bilmekteyiz. Yem ve yakacak olarak hangi bitkilerin kullanıldığını, toplandığını bilmek birçok açıdan önemlidir. Örneğin bunlar bilinmeden, bir yörede hangi bitkilere talep olduğunu araştırmadan yapılan erozyon ya da ağaçlandırma çalışmaları başarısız olmaya, yerel halkın kaynaklarını yok etmeye ya da ekilen bitkilerin de yem ya da yakacak olarak tüketilmesine neden olacaktır.
El sanatlarında bitki kullanımı konusunda kırsal kesimde büyük bir erozyon yaşanmaktadır. Dün diyebileceğimiz yakınlıkta bir geçmişe ait gündelik kullanım araç-gereç ve eşyalarını (tarım araçları, sandıklar, hamur tekneleri, hasır, sepet, süpürge gibi nesneleri) bugün artık “etnoğrafik malzemeler” ya da "antika" olarak değerlendirmekteyiz. Kırsal kesimde kullanımları ve üretimleri durmuş ya da son demlerinde olan bu ürünlere rastlamak giderek zorlaşmakta, iyi durumda olanlar antika haline gelmekte, dekor olarak kullanılmaktadır. Basit araç-gereçler, hasırlar, takunyalar, sepetler, zembiller de atılmakta, yakılmaktadır. Müzelerimizde bu tür ürünlerin ancak en görkemli örnekleri, o da hangi bitkiden ve nasıl üretilmiş olduğuna dair en ufak bir bilgi olmaksızın sergilenmektedir. Bitkilerden yararlanmanın en estetik örnekleri olan el sanatları, kaydedilmeden, derlenmeden yok olmanın eşiğindedir ve en önemlisi bunların işlenme ve yapım teknikleri de unutulmaktadır.
Yerel tarım ürünleri, binlerce yıldır çeşitli hastalıklara dayanıklılık geliştirmiş, kıraç ya da kireçli toprağa uyum sağlamış varyeteler, farklı tat ve kokuda ürünler, verimi az, değişik yerel meyve ağaçları, sebzeler ve bunların yerel yetiştirme yöntemleri, yerel reçeteler ve hazırlanma biçimleri de etnobotanik araştırmalarının önemli bir dalıdır. Tahılların yabani ataları ve yerel tarım ürünlerinin genetik çeşitliliğini korumak için bu alanda çalışılması ve mümkünse Menemen Gen Bankası gibi bir kuruluşla işbirliği içinde uzun vadeli korumaya yönelik çalışmalar geliştirilmesi gerekmektedir.
Anadolu'nun bitki zenginliğinin ve pek çok kültüre ev sahipliği etmiş olmasının getirdiği bu kültürel zenginlik, botanikçiler, beslenme uzmanları, ekonomi uzmanları, arkeologlar ve genetikçiler tarafından şimdiye dek oldukça az araştırılmıştır. Yapılan araştırmalar da ne yazık ki birçok yönden doyurucu olmaktan uzaktır ve belirli bir merkezde değerlendirilmediği için dağınık, zor ulaşılan yayınlar halinde kalmışlardır. Bu açığı kapatmanın en iyi yollarından biri farklı disiplinlerden uzmanların katılacağı yerel etnobotanik çalışmalar olarak görülmektedir.
Türkiye 12.000 civarında tohumlu bitki taksonu ile dünyanın en zengin bitki potansiyeline sahip ülkelerinden biridir ve bu sayının üçte biri endemik türlere aittir. Ancak ne endemik bitkilerimizin ne de diğer doğal bitkilerimizden kaçının yararlı olduğu, ne tür kullanımları bulunduğu bilinmemekte, böylece büyük bir ekonomik potansiyel kaynak da heba edilmektedir. Ülkemiz botanikçileri ve arkeologları benzer misyonları paylaşmaktadır. Gerek botanikçiler, gerekse arkeologlar ülkemiz topraklarında varolan büyük doğal ve kültürel zenginliği belgelemeye, araştırmaya, tahrip olmasını önlemeye çalışmaktalar.
Bir arkeolog olarak halkın bitkilere ilişkin bilgisini saptamakla arkeolojik verilerin yorumlanmasına katkıda bulunmak üzere 10 yıl önce bu alanda çalışmaya başladım. Zira, kazı yapılan bölgede gerçekleştirilen bir etnobotanik araştırması, o kazıda ortaya çıkarılan bitkilerin tür düzeyinde tanımlamasına katkı sağlayacağı gibi çevredeki faydalı bitkilerin nasıl kullanıldığına ilişkin yorum olanaklarını arttırır; bitkilerin işlenme tekniklerine ve bu işte kullanılan araç-gereçlere ilişkin bilgiler derlenir ve geçim ekonomisinde cinsiyete göre işbölümü ve mevsimsel etkinlik takvimi ile yeni yorumlara olanak sağlar.
Türkiye'de 3000'i aşkın endemik bitkinin varlığı ve kültürel birikimin zenginliği düşünüldüğünde etnobotanik çalışmaların önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Eğer bu çalışmalar hızla sürdürülemezse neyi kaybettiğimizi bile bilmeden bu bilgiler yok olacaktır. Bilgilerin de endemik olduğunu ve çoğu endemik bitkilerden daha da kısa ömürlü ve korunmaya muhtaç olduğunu unutmayalım.

Pazartesi, Mart 20, 2006

Yurtdışı Sunumlar
1) Plants, Women and Life in a Central Anatolian Village. Washington Üniversitesi, 17 Kasım 1995, St. Louis, ABD.
2) Pounders and Grinders in a Modern Central Anatolian Village. Round Table, 30 Kasım - 2 Aralık 1995, Clermont-Ferrand, Fransa.
3) The Tradition of Wild Plant Gathering in an Anatolian Village. Society for American Archaeology Kongresi, Ethnoarchaeology of Subsistence and Socioeconomic Systems Workshop, 11 Nisan 1996, New Orleans, ABD.
4) Plant Gathering in Anatolia. Plants for Food and Medicine Konferansi, Society of Economic Botany Toplantisi, Imperial College, 2 Haziran 1996, Londra, İngiltere.
5) Wild Plants for Food and Medicine (Poster Presentation). International Conference on Medicinal Plants: Utilization, Trade and Cultural Traditions. 16-19 Subat 1988, Bangalore, Hindistan.
6) The Ethnobotany of Roots and Tubers in Central Turkey. 11th Symposium of the International Work Group for Palaeoethnobotany. 18-23 Mayıs 1999, Toulouse, Fransa.
7) Plants used in domestic handicrafts in Central Turkey. The Society for Economic Botany Annual Meeting 1998, 13-17 Temmuz 1998, Aarhus, Danimarka.
8) Some Ethnoarchaeological Observations from Turkey Concerning Use-Wear Analysis, Semenov Symposium, St. Petersburg 31 Ocak-4 Subat 2000, St.Petersburg, Rusya.
9) An Ethnobotanical Research in Friday Markets of Bodrum (Muğla, Turkey), Third International Congress of Ethnobotany, 22-30 Eylül, 2001, Napoli, İtalya.
10) Various Aspects of Wild Plant Gathering in Agricultural Societies: Two case studies from Anatolia. EARTH- Early Agricultural Remnants and Technical Heritage Workshop: Agricultural Practice in its Environmental and Cultural Context. 24-28 Kasim 2001, St. Martin de Vesubie, Nice, Fransa.
11) Plant Gathering Tradition in Rural Areas of Turkey and Iran, The First International Conference on the Ancient Cultural Relations between Iran and Western Asia, 16-18 Ağustos 2003, Tahran, İran.
12) Wild Food Plants of the Past and Present, 3rd International Symposium on Mediterranean Food, 26-28 Şubat 2004, European Institute of the Mediterranean (IEMed), Barcelona, İspanya.
13) Wild Food Plants: Supplements of Routine Diets or Famine Foods?, Ninth International Congress of the International Society of Ethnobiology, 12-18 Haziran 2004, University of Kent, Canterbury, İngiltere.
14) Ertuğ, F. ve İhsan Çalış "Indispensable Partners- an overview on ethnobotanical and pharmacognostic research in Turkey, XIth OPTIMA Meeting, 5-11 Eylül 2004, Belgrat, Sırbistan.
15) The Continuity of Gathering Wild Plant Foods and Taste, EARTH Meeting First Plenary Workshop, 11-13 Mart 2005, Glasgow, İskoçya.
16) Rise and Fall of an Integrated Economy: Linseed Oil Production of Cappadocia-Central Anatolia, EARTH Team 1 Workshop, 3-5 Haziran 2005, Asturias, Spain.
17) Some thoughts on the main crops, minor crops and wild plants, EARTH Plenary Meeting, 2-6 Şubat 2006, Leiden, Hollanda.
18) Women's "silent persistence", networks and roles in transmitting knowledge. EARTH second workshop of Team2, 26-28 Mayıs 2006, Tafroute, Fas.
19) Storage in Anatolia, EARTH Project Plenary Meeting, Granada, 9-11 Şubat 2007, Granada, İspanya.
20) Contemporary wild plant use (Chapter 10 presentation of Team Book 1) in EARTH 3rd Group Meeting: “Understanding local diversity”, 5-9 Temmuz, Brig, İsviçre.

Pazar, Ocak 08, 2006



ANADOLU SEPET, HASIR VE ÖRME MALZEMELERİ
SERGİ TASARIMI / AÇIK ÇAĞRI

Sepetçilik ve hasırcılık tüm dünyada olduğu gibi Anadolu’da da en eski el sanatlarından biri ve en hızla kaybolan, yapımı unutulanlardan. Oysa her yörede çok çeşitli bitkilerden, farklı örme teknikleriyle oluşturulmuş sepetler, tezgireler, küfeler, seleler ve zembiller ürün toplama, saklama, taşıma, kimi zaman ölçme kimi zaman sunma kabı gibi pek çok işlevler üstlenmiş; hasırlar bir dönemin en temel taban ve tavan örtüsü, çit, rüzgar perdesi olmuş. Otsu bitkilerden ve dallardan balık sepetleri, kuş kafesleri, terazi kefeleri, hayvan heybeleri (çatma), namazlıklar, şapkalar, şemsiyeler ve benzeri çeşitli ürünler biçimlendirmiş insanlar. Kimilerini boyamış ya da farklı malzemeler ekleyerek bezemiş, desenlerle süslemişler. Kimi zaman evlerini, zahire ambarlarını, hayvan barınaklarını, kovanlarını, kağnı arabalarının çetenlerini de dallardan örerek yapmışlar. Yerleşik köyler kadar göçer gruplarının da yaygın olarak kullandığı, her biri el emeği olan bu el sanatlarından bugüne ne kaldı? Bu evlerin, barınakların, ambarların bugüne belki birkaç resmi kaldı, daha düne dek kullandığımız sepetler yerini plastik olanlarına bıraktı ve hasırlar da yolluklarla yer değiştirdi.

Ağustos 2005’te İstanbul’da Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen IV.Uluslararası Etnobotanik Kongresi çerçevesinde İtalyan meslektaşım Dr. Dario Novellino ile birlikte gerçekleştirdiğimiz ve 11 ülkeden 50 sepet ve örgü malzemenin sergilendiği “Dünya Sepetleri Sergisi” bu konuda yeniden düşünmemizi sağladı (http://www.iceb2005.com/topics.html). Bu el sanatlarının sosyal ve ekonomik önemi Kongrede bir panelin de konusu oldu. Bu panele katılan bildiri ve posterler ile sergi katalogu Bildiriler kitabında (Proceedings of the IVth International Congress) yayımlanacak. Yayının 2006 sonbaharında tamamlanması bekleniyor. Sergide Türkiye’den Aksaray, Aydın, Bodrum, Buldan ve Mardin’den gelen örnekler sergilendi. Yurtdışından sepet ve örme malzemeleri getirenlerin bir bölümü bunları Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde oluşturulması düşünülen bitkisel malzeme koleksiyonuna bağış olarak bıraktı.

Bu sergi için malzeme toplarken yayınlara da baktım ve Anadolu’da sepet ve hasır yapımına ilişkin ne kadar az yayın olduğunu, her yörede yaygın olarak yapılmasına, zengin bir hammadde ve teknik çeşitliliği içermesine karşın adeta el sanatı olarak bile değerlendirilmeyen bu malzemelerin hiç bir koleksiyonunun da müzelerimizde bulunmadığını üzülerek gördüm. Bugün için sadece bir fikir, ancak ilerde bir sergiye, kataloğa, koleksiyona dönüşebilecek bir fikir olarak elinde bu tür malzeme olanların bu malzemenin bir fotoğrafını ve varsa bilgisini (yerel adı, hangi bitkiden/ bitkilerden yapıldığı, kullanım amacı, bulunduğu yer, alındığı yöre, yapan kişi) yollamasını rica ediyorum. Düzenlenen serginin broşürünü ve sergiden bir iki görüntüyü de bir fikir vermesi için ekliyorum.